Kısa hikayeler bölümümüzde bugün Agave Kaktüsü hikayesi üzerinde duracağız. Konfor alanı insanın kişisel gelişimi için ne kadar önemli? İnsan hep köşeyi döneceği günü bekler. Piyango bileti alır, şans oyunları oynar…İstediği olmayınca kaderi suçlar. Ama kişi, rahat olduğu alandan yani konfor alanından çıkmak istemez. Çalışmak, emek harcamak, uykusuz kalmak, fedakarlık yapmak zor gelir. Bir şey vardır ki bizi bu alanda tutmak için elinden geleni yapar. Bu “ego” dur. Her şey yolundaymış gibi iyi gibi gösterir ama bu sadece geçici bir durumdur.

Kısa Hikayeler – Konfor Alanı Ve Agave Kaktüsü Hikayesi

Agave Kaktüsü hikayesi ve konfor alanı arasındaki ilişkiyi anlamak için örnek üzerinden gidelim. Konfor alanında olduğunuzu düşünün. Sürekli bir şeyler yiyor, televizyon izliyor, hiç spor yapmıyor ve git gide kilo alıyorsunuz. Bu durum başta sizi rahatsız etmiyor. Egonuz da sürekli; “Sen sadece balık etlisin, bir tane daha yesen bir şey olmaz, spor yaparak zayıflayamazsın.” diyerek sizi konfor alanında tutmaya çalışacaktır.

İlerleyen zamanlarda kilonuz sizi rahatsız etmeye başlayacak, sağlığınızı olumsuz etkilemeye başlayınca spor yapmaya, sağlıklı beslenmeye yani konfor alanının dışına çıkmaya karar veriyorsunuz. Artık  her gün spor yapılacak, diyete uygun beslenebilecek, eski alışkanlıklarınızı bırakacaksınız yani konfor alanı değişme, gelişme alanına dönüşmüştür.

Kısa Hikayeler – Alışkanlıklarımız Doğru Mu? >>

Başarılı insanlara baktığımızda konfor alanının dışında sürekli bir değişim halindeler. Eskiye dair birtakım oluşumları yıkmışlardır. Konfor alanında kalmak sizi ve işinizi geriletir.

Agave Kaktüsü Hikayesi

Meksika’da çölde yetişen bir kaktüstür. Bu kaktüs tekilanın hammaddesi olduğu gibi yapraklarında da sisal denen ipeksi bir iplik var ve ipekten daha pahalı bir kumaşın yapımında kullanılır. Bir gün bir iş adamı bu kaktüslere yatırım yapmaya karar verir. Büyük bir fabrika kurar, büyükçe ve verimli bir tarlada kaktüsleri yetiştirmeye başlar. Kaktüsleri orada daha büyük ve daha bol yapraklı yetiştirmek için her türlü fedakarlığı yapar. Kaktüsleri bol vitaminler ve zenginleştirilmiş gübrelerle besler.

Kısa Hikayeler – Rüzgar Ve Güneş Hikayesi >>

Çabaları sonuç verir. Daha iri ve yaprakları daha büyük bitkiler elde eder. Sıra yaprakların içindeki iplikleri toplamaya gelir. İlginç bir olayla karşılaşırlar. Hemen hemen tüm kaktüslerde bu iplikler kaybolmuştur. Yapraklar daha iri olmuş ama içlerindeki iplikler kaybolmuş. Bitki biyoloğu çöle gider, bu tür kaktüslerden birinin yanında çadır kurar ve bir iki ay kaktüsü gözlemler, inceler ve sonuçta bir rapor yazar.

Raporda şu ifade yer alır: “… bu ipliklerin ortaya çıkma sebebi çölün çetin ve zor koşullarıdır. Siz bu kaktüsü rahat bir ortama yerleştirmekle bu yeteneğinden etmişsiniz.”

Kıssadan Hisse

Agave Kaktüsü hikayesi için kıssadan hisse aslında konfor alanı ile ilgilidir. İnsan da tıpkı bu kaktüs gibidir. Zorluklar insanı olgunlaştırır ve zorluklarla gelenin güzelliği de tıpkı kaktüsteki ipeksi iplik gibi güzeldir. Dikenli arazi de gül olmaya benzer. Engelleri aşarak elde edilen başarı da bir başka güzeldir. İnsana özgüven verir ve kişi kendini daha güçlü hisseder. Karşısına ne tür zorluklar çıkarsa çıksın hepsini aşacağına inanır. Kişi yaratıcılığını kullanarak çözüm yolları arar, bulur ve başarıya ulaşır.

“Çoğumuz için en büyük tehlike, hedefi yukarı çekip ulaşamamakta değil çok aşağılarda tutup ulaşmaktadır.” – Michelangelo

Kısa Hikayeler – Başarısız Bir Adam, Abraham Lincoln Hikayesi >>

Kısa hikayeler bölümümüzde bu defa bir şeyin değerini nasıl bileceğimiz üzerinde duracağız. Değerli yüzük hikayesi, bize bilginin önemini anlatır. Çünkü bilginin, insanı farklı kılan insanı yücelten bir tarafı vardır. Bildikçe bildiklerini uyguladıkça değişir insan. Değişmeyen her şey ise sönüp gitmeye mahkumdur.

Kısa Hikayeler – Değerli Yüzük Hikayesi

Değerli yüzük hikayesi, genç bir adamın yaşlı ve bilge kişilerle ilgili olumsuz düşüncelerini ustasına  anlatmasıyla başlar. Bunu gören ustası ona  bir ders vermek ister. Genç adamı yanına çağırır ve parmağındaki yüzüğü eline vererek şöyle  der:

Genç adam ustasının  verdiği yüzüğü  aldı ve pazara satmaya gitti. Fakat kimse yüzüğe  on gümüşten fazla vermiyordu. Sonunda umutsuzca  ustasının  yanına gitti ve olanları anlattı. Ustası  yüzüğü uzatan çırağın elindeki  yüzüğünü almayarak ona yeni bir görev  verdi:

Kısa Hikayeler – Sihirli Bir Dokunuş Hikayesi >>

Genç  adam  bu seferde  kuyumcunun yolunu tuttu. Kuyumcu ona: “Bu yüzük  için  bin altın  verebilirim.” dedi. Genç adam kuyumcunun verdiği cevap karşısında şaşkınlığını  gizleyemeyerek heyecanlı bir şekilde  ustasına olanları anlatmaya gitti. Ustası, genç  adama asla unutamayacağı  bir ders verdi:

“Dünyadaki her varlığın gerçek  değerini  anlaman için çok çalışıp, okuman  o işin  uzmanı  olman  gerekir. “

Kıssadan Hisse

Değerli yüzük hikayesi bize bir şeyin değerini, o şey hakkında bilgili olan birinin anlayabileceğini anlatmaktadır. Bir işin amatörü veya uzmanı olmanın da yolu buradan geçiyor. Gerçek değeri meydana getiren şey ise şüphesiz harcanan zaman ve verilen emektir. Kendi işinizin değerini  oluşturacak olan sizlersiniz. Bu değeri işinize, eğitimimize verdiğimiz önem doğrultusunda oluşturacak olan sizlersiniz.

Kısa Hikayeler – Agave Kaktüsü Hikayesi >>

Bugünkü kısa hikayeler bölümümüzde, hayallerinden vazgeçmeyen bir öğrencinin hikayesini sizlerle paylaşacağız. Kendi hedeflerinin, hayallerinin peşinden koşan insanların bakış açısı sizlerle olsun.

Hayatımızda sürekli bir şeylerin peşinden koşuyoruz. Kimi hayallerinin peşinden koşar, kimi ise kendisinden beklenenlerin… Kiminin ise hayali bile yok. Hayat nereye götürüyorsa oraya gidiyorlar. Ama Oprah Winfrey’in de dediği gibi, “Çıkabileceğiniz en büyük macera hayal ettiğiniz hayatı yaşamaktır.”

Kısa Hikayeler: Hayallerinden Vazgeçmeyen Öğrenci

Saniyeler, dakikalar, günler göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Hayat sandığınızdan daha da kısa. Bu kısıtlı zamanda başkalarının hayallerini gerçekleştirmek yerine kendi hayallerinizin peşinden gidin, kendinizi gerçekleştirin. İnsan en çok yapmadıklarından pişman olur. Hata yapmaktan mı korkuyorsunuz? Olsun. Hata yapın. Arada hata yapmak, hiç yapmamış olmaktan ve hayat amacını bulmamış olmaktan daha hafiftir.

Avustralya’da yıllarca evlerinde ölümü bekleyen hastalarla çalışan hemşire Bronnie Ware, emekli olduktan sonra yazdığı kitabında insanların hayatlarının son günlerinde en çok neye pişman olduklarından bahsetmiştir: “Keşke başkalarının benden beklediği hayatı sürmek yerine düşlerimi gerçekleştirme cesaretim olsaydı. Keşke duygularımı dile getirmeye cesaretim olsaydı. Keşke sevdiğim işte çalışsaydım ve sevdiğim insanlarla beraber huzurlu bir şekilde yaşasaydım.” …

Kısa Hikayeler: Hangisi Daha Etkili? >>

Hayatınızı sevmediğiniz, nefret ettiğiniz şeyler yaparak harcamayın. Yaşadığınız bazı olumsuzluklar, üzerinizde olan sorumluluklar hayallerinizin peşinden gitmeyi bırakmanıza sebep olabilir. Zorluklarla ya da engellerle karşılaştığınızda Steve Jobs‘un sözünü aklınıza getirin:

“Bu hayatta zamanınız kısıtlı. Bu yüzden onu başkalarının hayatını yaşayarak harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın. Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin ve en önemlisi kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun. Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi belirler. Bunun dışındaki her şey teferruattır.”

Hayallerinden Vazgeçmeyen Öğrencinin Hikayesi

Kısa Hikayeler: Hayallerinden Vazgeçmeyen Öğrenci - Hayal etmek, hayalinizi gerçekleştirmek, hayalinizdeki hayatı yaşamak hayata karşı kazandığınız bir zaferdir.

Hayal etmek, hayalinizi gerçekleştirmek, hayalinizdeki hayatı yaşamak hayata karşı kazandığınız bir zaferdir. Hayallerinizi kimse sizin yerinize gerçekleştirmeyecek ya da sihirli bir değnekle gerçekleşmeyecek. Siz hareketi yönetmelisiniz.

Kısa Hikayeler: Bir Şeyin Değerini Kim Bilir? >>

Bu tutku içinizden gelmeli. Çünkü hayallerinizi gerçekleştirmenin yolu, onu tutkulu bir biçimde arzulamak ve gerçekleşeceğine inanmaktır. Size iyi gelecek, tutkularınıza hitap edecek şeyler yapmaya zaman ayırın. Size maddi getirisi olmasa bile bunu yapın. Bu konuyla ilgili güzel bir kısa hikaye paylaşmak istiyorum:

Bir kasabada babası çiftlikte uşaklık yapan bir çocuk yaşarmış. Bu çocuğun büyük hayalleri varmış. Bir gün okulda öğretmen “gerçekleşebilecek hayalleriniz” ile ilgili bir kompozisyon ödevi hazırlayın, demiş. Çocuk kompozisyonda hayalini anlatmış. “Yüzlerce atın bulunduğu bir çiftlik sahibi olmak istiyorum. Hatta çiftliğin planını bile çizdim. Okul hayatım devam ederken bu planımı gerçekleştireceğim ve para biriktirip projeme parasal destek arayacağım. Alacağım destek ile çiftliğin altyapısını oluşturup sonra zengin at sahiplerinin atlarını burada ağırlayıp onlardan para kazanacağım.” demiş. Çocuk ödevini öğretmene teslim eder ve sonuçlar açıklanır.

Çocuğa sıfır verir. Çocuk nedenini sorar. Öğretmen ise, bu hayalini gerçekleştirmesinin mümkün olmayacağını, durumlarının iyi olmadığını, kimsenin de bu planı dikkate almayacağını söyler ve yeniden aynı konuda bir kompozisyon yazmasını ister. Çocuk ödevini babasına gösterir: “Baba, ben hayallerimi değiştirmek istemiyorum” der. Babası ise: “Oğlum, hayat senin. Eğer bu hayalin seni mutlu edecekse, kararlı ve güçlü ol. Buna inan ve değişme.“ Ertesi gün çocuk kompozisyonu değiştirmeden öğretmenine verir. Öğretmen: “ Neden değiştirmedin oğlum?” der. Çocuğun cevabı ise şudur: “Öğretmenim siz sıfır vermekten vazgeçmeyin, ben de hayallerimden.”

Kıssadan Hisse

Bu kısa hikaye sonucundan çıkartılacak kıssadan hisse, siz de hayallerinizden vazgeçmeyin. Kendinize güvenin. Bir gün hayallerinize gerçekleştirdiğinizde, hayalinizdeki hayatı yaşadığınızda, geriye dönüp, nereden nereye geldiğinize, neler başardığınıza, nasıl başardığınıza bakıp şaşıracaksınız. Bu süreçte; cesaretinizin kırıldığı, kendinizi kaybolmuş hissettiğiniz anları hatırlayacaksınız. Sizin gibi hisseden, kendinden şüphe duyan birçok insan var. Siz de bu insanlar için bir umut olabilirsiniz. Bu da hayatınızda yaşayabileceğiniz çok güzel duygulardan biridir.

Bugünkü kısa hikayeler bölümümüzde 100 yaşındaki bir dedeniz nasihatleri üzerinde duracağız. Hayatınızı nasıl daha anlamlı kılabilirsiniz? Dolu dolu yaşamak için yapmanız gerekenler nelerdir? Gibi soruların cevabını bulacaksınız.

Kısa Hikayeler: 100 Yaşındaki Bir Dedenin Nasihatleri

Büyüklerin sözlerini ne kadar dinliyoruz? Bize nasihat vermeye başlandığında hemen rahatsız oluruz. Oysa onların nasihatlerini kulak ardı etmek, bazen başımızı sıkıntıya sokabilir. Onlar bizim yaşadıklarımızı tecrübe edinmiş, öğrenmiş kişilerdir. Birçok bilgiyi tecrübeleri sayesinde elde etmişlerdir yani bizden oldukça tecrübelidirler. Bu yüzden onların sözleri boş değildir, yabana atmamak gerekir.

Kısa Hikayeler: Güzel Bakan Güzel Görür Mü? >>

Hayattan gerçekten zevk almak ve hayatta başarılı olmak için tecrübeler adeta bir deniz feneri özelliğindedir. Bu nedenle sizinle kısa hikayeler kısmında 100 yaşındaki dedenin verdiği öğütleri paylaşmak istiyorum:

İşleri ne olursa olsun yaşamak için çalışan herkese saygı duy.

Kıssadan Hisse

Kıssadan hisseye gelecek olursak, burada bahsedilen maddeleri hemen uygulamaya koyulmalıyız. Hayatınızdan memnun olmayabilirsiniz. Bulunduğunuz yeri değiştirmek için yol arıyor olabilirsiniz. Gerçekten kişiliğinizi değiştirmek istiyor da olabilirsiniz. Bu yüzden yukarıda bahsettiğimiz maddeler sizin değişim yolunda ışığınız olabilir. Dedenin bu nasihatlerinden sonra güzel bir sözle bitirelim.

“Tecrübe başından geçenler değil, başından geçenlerin bıraktığı izlerdir.” – A. Huxley

Kısa Hikayeler: Hayallerinden Vazgeçmeyen Öğrenci >>

Bugünkü kısa hikayeler bölümümüzde Ala Geyik Hikayesi’ni sizlerle paylaşacağız. Bu başarı hikayesi bize hayatta karşılaşacağımız sorunlar için tedbirler almak, ön yargılar konusunda bakış açısı vermektedir. Peki nedir bu hikaye, gelin birlikte okuyalım.

Dün geldim meclisine,
İstiyorsan taşla beni
Önyargıyla dostluk olmaz
İstersen tanı, bil beni.

Yukarıda paylaştığım Nuray Ülker’in şiirinden de anlaşılacağı gibi bu kısa hikayemizde, yani ala geyik hikayesi içerisinde peşin hüküm vermek / ön yargı konusuna değineceğiz.

Kısa Hikayeler: Sağlam Ağaçlar En Sert Rüzgarlarda Yetişir >>

Kısa Hikayeler: Ala geyik hikayesi

Networkokulu - Kısa hikayler: Ala geyik hikayesi

İnsan dünyaya geldiğinde ilk ailesini görür. Aileden çevre ve oradan da sosyo-kültürel bir ortamda bulur kendini. Bulunduğu çevrenin dilini, dinini, ahlakını, adaletini, kurallarını ve birçok değerleri benimsemiştir. Onların günlük hayatını, davranış biçimlerini öğrenir ve kişi bunları kabul ederken peşin hükümlü olmaktan da kendini alıkoyamaz. Kişi kendi çevresinden nereye giderse gitsin, diğer çevrelere nüfuz ettikçe insanlar arasında peşin hüküm de kaçınılmaz olacaktır.

Kısa Hikayeler: 100 Yaşında Bir Dededen Nasihatler >>

Herkese ve her olaya kendi doğrularından bakan insanlardan bireysel ve toplumsal fayda görülmez. Peşin hükümlerin en büyük kaynağı bilgisizliktir. Başkaları veya bir olay hakkında doğru olup olmadığı bilinmeden, daha fazla araştırmadan, bilgi edinmeden bir hükme varıyoruz. Kişilerin giyim tarzına, mesleklerine, kullandığı cümlelere bakarak kendi değerlerine göre algılıyor, karşımızdaki insanı tanımak yerine etiketlemeyi tercih ediyoruz.

Bunun kötü tarafı ise bu etiketlenme yalan yanlış da olsa değiştirmek pek mümkün değil. Zanlarımızın, hükümlerimizin gerçek hayatta karşılığı olmadığı , hata ettiğimizi, yanıldığımızı anladığımız zaman pişman oluruz, kendimize kızarız. Bu konuda Ernest Hemingway’in sözünü paylaşmak yerinde olacaktır:

Tepki göstermeden önce düşün
Harcamadan önce kazan
Eleştirmeden önce bekle
Pes etmeden önce dene
Ayrılmadan önce hatırla
Ne yaparsan yap
Öncesini bil…

Kısa Hikayeler: Sihirli Bir Dokunuş >>

Hemingway’in tavsiyesinden sonra bize ders verecek olan ala geyik hikayesini sizinle paylaşmak istiyorum:

Ala geyiğin biri ormanda gönlünce yaşıyormuş. Fakat bir gün ormana avcılar gelmiş. Oklarını ala geyiğe nişanlayıp atmışlar. Alageyik canını kurtarmış fakat atılan oklardan biri alageyiğin gözlerinden birine saplanmış. Alageyiğin bir gözünü kör etmiş. Alageyik tek gözünü kaybettiği için çok üzülmüş fakat hayat devam ediyor. Acısını içine gömüp bu şekilde yaşamaya alışmaya başlamış.

Tek gözle tehlikelere karşı daha dikkatli olmalıyım diyor, her gittiği yerde tedbir almaya çalışıyormuş. Alageyik bir gün otlayıp karnını doyurmak için göl kenarına gitmiş. Bir yandan da tedbir almak için: “ En iyisi tek gözümü ormandan yana çevireyim. Bir tehlike veya avcılar gelirse ormandan gelir tetikte olmalıyım. Arka tarafa bakmasam da, görmesem de olur. Çünkü orası göl, oradan bir tehlike gelmez. Böylece rahatlıkla karnımı doyururum.” diye düşünmüş. Böylece Alageyik yeşil otları yemeye başlamış.

Kısa Hikayeler: 100 Yaşındaki Bir Dededen Nasihatler >>

Tek gözü de devamlı orman tarafında, gelecek tehlikeleri haber vermek üzere tetikteymiş. Bu arada göl tarafında neler olup bittiğinden haberi yokmuş. Çünkü oradan tehlike gelebileceğini düşünmüyormuş. Bir süre sonra gölde bir sandal belirmiş. Sandalın içinde de bir sürü avcı varmış. Geyiği görür görmez oklarına sarılmışlar. Atış menziline girince de oklarını salıvermişler. Okları yiyen geyik yere yıkılıvermiş. Son nefesini verirken: “Ah ah! Gölden tehlike gelebileceğini hiç düşünmedim. Bana göre düşman karadan, ormandan gelecekti. Halbuki ölüm hiç değer vermediğim gölden gelip beni buldu.”

Kıssadan hisse

Bu kısa hikayemizde ala geyik hikayesi ile sizlerle buluştuk. Çıkarılacak kıssadan hisse ise, geyik, ormanda saldırıya uğradığı için, tekrar ormandan saldırı geleceğini düşündü ve fazla tedbir almaya gerek duymadı. Bazen güvenilir, iyi dediğimiz yerlerden beklenmedik zararlar görebiliriz. Ya da tam tersi; bir şeyin tehlikeli, riskli olduğunu düşünürüz oysa güvenilir olduğunu anlarız. Yani evdeki hesap çarşıya uymayabiliyor. Hiçbir zaman peşin hükümlü olmamalıyız.

Ala geyik hikayesini Samuel Johnson’un bir sözüyle bitirmek istiyorum:

“Peşin hükümlü, önyargılı olmak daima zayıf olmak demektir.”

Kısa Hikayeler: Sahip Olduklarımızın Değerini Biliyor Muyuz? >>

Sevgi kutusu adlı kısa hikayemizde ele alacağımız konu, ön yargıdır. Ön yargı nasıl oluşur? Zararları nelerdir? Bu durumu aşmak için ne yapılmalı? Sorularının cevaplarına kısaca değineceğiz. Sevgi kutusu hikayesi bize ön yargının nelere yol açabileceğini anlatmaktadır.

Ön yargı, bir kişi veya bir olay hakkında kesin bir bilgi olmadan o kişi veya olaya karşı haklı veya haksız (genellikle olumsuz) tutumdur. Ön yargı kendiliğinden oluşmaz. Küçük yaşlarda aile ile başlar ve zamanla edindiğimiz tecrübelerle kalıplaşır. Kişinin yaşadığı mahalle, kültürü, çevresinden duyduğu sözler, uygulanan davranışlar, yargılama ve dedikodular zihinde iz bırakır. Bu da kişide basmakalıp yargılar, sınıflandırmalar, diğer insanlarla sosyal olarak uzaklık ve aşağılama duygularını oluşturur.

Başkalarının ön yargıları da kişinin ön yargılarını besleyebilir ve bu da büyük sorunlar yaratabilir. Peki bu durumlarda ne yapılmalı, özellikle küçük yaşlarda nasıl engellenebilir? Burada aile, öğretmen ve uzmanın işbirliği ile bu durum aşılabilir. Özellikle aileye büyük görev düşüyor. Aile hem ön yargıdan kaçınmalı hem de çocuklarının yanında ön yargıyı güçlendiren bazı durumlardan kaçınmalıdır. Bu hususta, eğer aileler dikkat etmezse, zamanla bu ön yargı, ayrımcılık ve zorbalıkla sonuçlanabilir.

Ön yargılar bize geri alınamaz hatalar yaptırabilir.

Yetişkinlerde, özellikle farklı olma isteği ve sosyal medya ön yargının beslenmesinde önemli rol oynamaktadır.

Yetişkinlerde, özellikle farklı olma isteği ve sosyal medya ön yargının beslenmesinde önemli rol oynamaktadır. Örneğin, bir kişinin sosyal medyada gününü gün eden, zenginlikler içindeki paylaşımı veya herhangi bir konudaki düşüncelerinin paylaşımı, sizde bir ön yargı oluşturabilir.

Kısa Hikayeler: Başkaları Gibi Mi Düşünüyorsunuz? >>

Ön yargı, kişinin kendisini de köreltir. Kişinin, yapabileceklerine ve kendisine inanması ön yargıları yüzünden zedelenebilir. Bu ön yargılar kırıldığı zaman bilmediğiniz yeteneklerinizi, becerilerinizi, hedeflerinizi keşfedebilirsiniz. Bu yüzden en önemli şey ön yargıları bir kenara bırakmaktır. Bunun için ilk önce iyi gözlemlemeniz ve empati yapmanız gerekir. Kimsenin dış görünüşüne, giyimine, ırkına, cinsiyetine bakarak karar vermeyin, yargıda bulunurken kimseden etkilenmeyin.

Ön yargı konusunda sizinle paylaşmak istediğim sevgi dolu hikayeyi birlikte okuyalım. Sevgi kutusu hikayesi sizin bakış açınızı değiştirecek.

Adam, üç yaşındaki kızını pahalı bir hediyelik kaplama kağıdını ziyan etti diye azarlamıştı.  Küçük kız kaplama kağıdını, bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı. Bayram sabahı, küçük kız paketi babasına getirdi ve ona hediye hazırladığını söyledi. Baba ise bir gece önce yaptığından utanmıştı. Ne var ki paketi açınca yeniden öfkelendi. Kutunun içi boştu. Kızına yine bağırdı:” Birine bir hediye verdiğinde kutunun içinde bir şey olması gerekir. Bunu da mı bilmiyorsun?”

Küçük kız gözyaşları ile babasına baktı: ”Kutu boş değil ki baba, içini öpücüklerimle doldurmuştum.” Adam öyle bir fena oldu ki…Koştu…Kızına sarıldı, beraberce ağladılar. Adam o altın değerindeki kutuyu ömrünün sonuna kadar yatağının başucunda sakladı. Ne zaman keyfi kaçsa, ne zaman morali bozulsa, ne zaman kendini kötü hissetse kutuyu açar, kızının sevgisi ile doldurduğu hayali öpücüklerinden birini çıkarırdı.

Kıssadan Hisse

Okuduğumuz bu kısa hikaye aslında bize çok şey anlatıyor. Sevgi kutusu hikayesi için kıssadan hisse, ön yargı yapmadan, bir karar vermeden önce karşı tarafı dinlemek, onunla empati yapmak, onu anlamak çok önemlidir. Dinlemeden, anlamadan hemen ön yargıya kapılmak, karşınızdaki kişiyi kırabilir, üzebilir ve sonrasında pişman olabilirsiniz.

“Ön yargılar, insanları birbirlerinden uzak tutmak için bilgisizlikten yapılmış zincirlerdir.” – Blessington Kontesi

Kısa Hikayeler: Yavaş Her Zaman Yavaş Mıdır? >>

Hangisi Daha Etkili? Adlı kısa hikayemiz ile sizlerleyiz. Başarı yolunda hikayelerin değeri hiç bir şekilde ölçülemez. Düşüncelerinizi kavramlarla daha somut hale dönüştürebilirsiniz.

Merhamet; bir kimsenin veya başka bir canlının karşılaştığı kötü durumlardan dolayı üzüntü duymak, şefkat göstermektir. Ancak şefkat ise, bir canlının karşılaştığı kötü durumlardan dolayı üzülme ve bu sıkıntılardan kurtulmasına yardımcı olmaktır. Dikkat ederseniz merhamet ve şefkat birbirlerini tamamlayan duygulardır. Bu duyguların kökeninde sevgi ve yardımlaşma vardır ve bu duygular insanı yücelten erdemlerdir.

Ayrıca bu duygular, empati kurarak güçlenebilir. Olaylara ve insanlara karşı empati kuramayan kişinin bu duyguları zedelenebilir. Şefkat ve merhamet toplumda huzurun ve mutluluğun olması, güven ortamının sağlanması için insanlar tarafından benimsenmesi ve yayılması gerekmektedir. Böylece toplumda huzursuzluk ve kargaşa da azaltılmış olur. Yaşamımızda merhamet duygusu yaygınlaşmadığı takdirde şefkatten yoksun insanlar zayıf ve güçsüz insanları ezer.

Kısa Hikayeler – Konfor Alanından Çık >>

Kısa Hikayeler – Acaba hangisi daha etkili?

Kısa hikayeler - Günlük hayatınızda bu iki duyguyu yaşarsanız; sevgi, iyilik, güzellik gibi olumlu sonuçlar alırsınız.

Günlük hayatınızda bu iki duyguyu yaşarsanız; sevgi, iyilik, güzellik gibi olumlu sonuçlar alırsınız. Merhametli bir insan çevresindeki insanlara önem verir, başkalarının sıkıntılarına duyarsız kalmaz, çözüm için de onlara yardımcı olmaya çalışır. Zulme karşı direnip zalime karşı mazlumun yanında yer alır ve onları korurlar. Bunu bir kısa hikaye ile pekiştirmiş olalım. Hikaye, şefkat ve merhametle yaklaşan Güneş ile sert ve saldırgan bir şekilde yaklaşan a ders vermesi ile ilgili. Güneş ile Rüzgar bir gün tartışıyorlarmış. Rüzgar, Güneş’e:

Kısa Hikayeler – Başkaları Gibi Mi Düşünüyorsunuz? >>

– “Ben senden daha güçlüyüm” demiş. Güneş:

– “Hayır, ben senden daha güçlüyüm” diye cevap vermiş. Bunun üzerine Rüzgar:

– “Ben daha güçlü olduğumu sana kanıtlayacağım. Şu karşıda duran paltolu, yaşlı adamı görüyor musun? Ben bu yaşlı adamın paltosunu senden daha hızlı çıkarırım.” demiş.

Güneş ise “tamam” deyip bir bulutun arkasında çekilmiş. Rüzgar kasırga şiddetinde esmeye başlamış. Ne kadar sert bir şekilde eserse essin ihtiyar adam paltosuna daha sıkı sarılıyormuş. Sonunda Rüzgar pes etmiş. Sıra gelmiş Güneş’e. Güneş adama nazikçe gülümsemiş. Güneş gülümsedikçe adam sıcaklamış ve terini silip paltosunu çıkarmış. Sonra Güneş, Rüzgara dönüp:

-“Nazik ve dostça davranmak, şiddet ve zorba bir şekilde davranmaktan daha etkilidir.”

Kıssadan hisse

Gelelim kıssadan hisse bölümümüze. Bu kısa hikayemizde Güneş, sevgi ile yaklaşmış ve başarılı olmuştur. Rüzgar ise aksi bir yol izlemiş, sert ve yıkıcı bir şekilde yaklaşarak alacağı dersi almıştır. Yani şefkat ve merhamet hem karşınızdaki insanın kalbini hem de sizin kalbinizi yumuşatır. Öfke, kin, nefret, zorba, saldırganlık gibi negatif duygular ise ateşe odun atılması gibi etki oluşturur.

“Şefkat öyle bir dildir ki sağır da işitebilir, kör de okuyabilir.” Mark Twain

Kısa Hikayeler – Güzel Görmek İçin Bu Gerekli! >>

Kısa hikayeler bölümümüzde bu defa intihar eden kuşlar hikayesi ile alışkanlıklarımızı değerlendireceğiz. Alışkanlıklarımızı biz oluştursak da sonrasında alışkanlıklarımız hayatımızı yönetmeye başlar. Yaptığımız seçimler de alışkanlıklarımızdan kaynaklanır. Yani hayatımızın belli bir noktasında enine boyuna düşünüp yaptığımız, sonrasında düşünmeyi bırakıp yapmaya devam ettiğimiz seçimlerdir.

Alışkanlıklar kaderiniz değildir. Alışkanlıklarınızı değiştirebilir, yerlerine yenilerini koyabilirsiniz. Alışkanlıklarınız ortaya çıkarken beyniniz karar verme sürecine katılmayı reddeder. Yani alışkanlıklarınızla bilinçli olarak savaşmadığınız sürece eski davranışlarınız otomatikman tekrarlanır.

Kısa Hikayeler – Kararlı Öğrenci Hikayesi >>

Alışkanlıklar Ve İntihar Eden Kuşlar Hikayesi

Thomas Cook bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu’nun ıssız bir yerinde milyonlarca kuşun havada çığlıklarla, daireler çizerek uçtuğunu görür. Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgaları arasında kendilerini atarak intihar etmektedir.

Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır. Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bir noktada birleştiklerini keşfederler; ancak intihar etmelerinin nedenini bir türlü çözemezler.

Kısa Hikayeler – Sevgi Kutusu Hikayesi >>

Alışkanlıklar İnsanı Çürütür

Yıllar süren araştırmalar sonucunda, bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu, kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın bir deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar.

İnsanların yokluğunu bile fark etmedikleri ada, kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez bir durağıdır ve kim bilir belki de binlerce yıldır alışkanlıkla bilmektedirler adanın yerini. Binlerce kilometrelik yolculuktan sonra çığlık çığlığa aradıkları adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini okyanusun sularına bırakmaktadırlar.

Kıssadan Hisse

İntihar eden kuşlar hikayesi hikayesi için kıssadan hissemiz alışkanlıklarımız üzerinedir. Şuan yaptığımız her şey aslında yıllardır süregelen alışkanlıklarımızdır. Kendimize güvenli adalar bulmuşuz, belki batacak o adalar da. Kendimize yeni yollar bulmalıyız. Biraz risk almalı, hayatımızda hep B planı yapmalıyız. Kötü alışkanlıklarımız yerine iyi alışkanlıklarımızı koyarsak hayat bizim için daha güzel olacak.

“Düşünce kabiliyetini öldüren en büyük düşman, alışkanlıklardır.” – William Somerst Maugham

Kısa Hikayeler – Değerli Yüzük Hikayesi >>