Yaptığımız en büyük hatalardan biri de hatalarımızdan daima bir şeyler öğrendiğimizi varsaymamızdır. Hiç kimse hata yapmaktan hoşlanmaz zamanını, enerjisini veya parasını kaybetmek istemez. Bu yüzden yapmamamızı istediğimiz şeylerden bir şeyler öğrenmek için çaba sarf etmeliyiz. İşlevsel felsefenin ve pragmatist felsefenin babası John Dewey, bu noktayı açıkça ortaya koydu:

“Gerçekten düşünen kişi, başarısızlıklarından, başarılarından olduğu kadar çok şey öğrenir.”

Hatalarından ders almak otomatik olarak gerçekleşmez .Düşünme ve yansıtma gerektirir. İşte yirmili yaşlarımda yaptığım hatalardan öğrendiğim dersler üzerine düşüncelerim.

  1. Her şeyi bildiğinizi sanmaktan vazgeçin.

Her defasında sizden daha zeki insanları dinlemiyorsanız, akıllı görünmek istediğinizde veya her şeyi bildiğinizi düşündüğünüzde, aptal oluyorsunuz. Egonuzu yana doğru hareket ettirmenin ve hayatın başkalarını etkilemekten ibaret olmadığını anlamanın zamanı geldi. Bazı şeylere ulaşmak istiyorsan, mütevazı olman gerekir.

  1. Mutsuzluğunuz İçin İnsanları Suçlama

Çocukken başkalarının sorumluluğu altındasınızdır. Bu ebeveynleriniz, kardeşleriniz, aile üyeleriniz, koruyucu ebeveynler veya sorumluluk alan başka herhangi bir kişi olabilir. Bu nedenle, sizden birisinin sorumlu olduğunu varsayarsınız. Ama bu doğru değil. Büyüdüğünde, kendinden sorumlusun. Bu yüzden mutsuz olduğunuz zaman başkalarını suçlamak yerine, çözüm arayın.

“Hata Yapmanın Yararları” adlı içeriğimiz için>>

  1. Aslında Çok Zamanınız Yok

Gençken, sonsuz bir zaman denizine sahip olduğunuzu düşünüyorsunuz. İstediğin her şeyi yapabilirsin. Sonra gözünü açıp kapatıyorsunuz ve otuzuncu doğum gününü kutluyorsunuz.Zamanı dikkatli kullanmak kendinize yapacağınız en güzel iyilik.

  1. Muhtemelen Düşündüğün Kadar Müthiş Değilsin

Her zaman senden daha iyi görünen, daha havalı, daha zeki, daha güçlü ya da adını sen koy. Her zaman bu saydıklarımız olacaktır. Öyleyse harika olduğunu düşünmeyi bırak. Çünkü bu ifade kendini başkalarıyla karşılaştırdığın anlamına geliyor. Sadece kendin ol ve kendini başkalarıyla kıyaslama.

  1. Öğrenmeyi Asla Bırakma

Öğrenmeyi ve kendini geliştirmeyi bıraktığında; kendine en büyük kötülüğü yapıyorsun. Üniversiteden çıktığında ya da işi başlayınca öğrenmeyi bırakırsan iki yıl sonra kendimi sıkışmış ve yetersiz hissetmen çok normal.Her gün bir şeyler öğrenmek için kendini zorla. İyileşmiyorsan daha kötüye gidiyorsun.

  1. Zor Şeyler Yapmak Size Daha Fazla Zevk Verir

Zor işleri yapmak hayatınıza, zamanınıza, enerjinize ve paranıza daha fazla geri dönüş sağlayacaktır. Çok çaba gerektiren bir şey yaptığınızda, kendinizi iyi hissedersiniz. Yorgun olduğunuzda ve spor salonuna sıkı bir çalışma için hâlâ giderken, rakipsiz bir başarı ve gurur duygusu hissedersiniz.

  1. Küçük Kararlar Büyük Çıktılara Yol Açıyor

Bugün “uyumak, fazla uyumak fena fikir değil,” değil mi? Bugün antrenmanını atlamanı kimse umursamıyor, değil mi? Son paranla bir alışverişe çıkmak harika bir teklif, değil mi? Cevap hayır, hayır, hayır ve yaşamınız üzerinde hiçbir etkisi olmadığını düşündüğünüz diğer küçük kararların hepsine HAYIR . Gerçek şu ki, hayatınız küçük kararlarınızın sonucudur.

“Sen, her gün yaptığın şeysin.”

Bu, bugün hayatınızı değiştirebileceğiniz anlamına gelir . Peki ya hata yapmaya devam edersen? Kim umursar ki? Her zaman hatalarından bir şeyler öğreneceğinden emin ol.

Hayatımızı Kötü Kılan 10 Büyük Hata >>

Bir bireyin iş görüşmesine hazırlanması ve yapmış ol­duğu iş başvurusu iş hayatı için atılacak en büyük adım­lardan biridir. Ancak unutulmaması gereken nokta da doğru işin çok para kazanılan iş değil, kişinin bilgi ve yeteneklerini en iyi şekilde kullanabileceği ve yapmak­tan mutluluk duyacağı iş olduğudur. İnsanın hayatında en önemli kararlarından biri belki de en önemlisi, nasıl bir işte ve nasıl bir şirkette iş hayatına başlayacağıdır. Çünkü hayatımızın 20–25 yı­lını ve günümüzün 3/2’sini geçirdiğimiz yer ve bu yer­de yaptığımız iş, özel hayatımızdan psikolojimize kadar hem davranışlarımızı ve hem de aldığımız tüm kararları etkilemektedir. Bu sebeple iş hayatımıza “doğru işi” se­çerek başlamamızda fayda var.

Olumlu bir iş görüşmesi sonrasında iş ile ilgili kesin kararımızı verirken işin ve şirketin kendimiz için “doğ­ru” iş veya şirket olduğundan emin olmalıyız. Yanlış bir işte başlamak, iş hayatımızın ilk zamanlarını boşa geçir­memize ve belirli bir süreden sonra da iş değiştirmenin zor olmasından dolayı, günümüzün büyük bir kısmının tatminsiz ve mutsuz bir şekilde geçirmemize neden olur.

Şirketler açısından ise işe alma süreci yaptığı işin kalitesini gösteren önemli bir süreçtir. Bu nedenle, işe alınacak elemanların seçilmesinden iş teklifinin yapıldı­ğı süreye kadar geçen zaman içerisinde şirketin atacağı adımlar ve vereceği kararlarla kurum kültürüne uygun ve motivasyonlu elemanlar seçerek maddi olduğu ka­dar manevi olarak da kâr sağlar.

İş görüşmeleri grup ve bireysel mülâkatlar olarak iki ana şekilde yapılabilir. Hem grup hem de bireysel mülâ­katlarda çok çeşitli teknikler kullanılır.

İş görüşmesi denince akla ilk olarak iki kişi arasında geçen ve soru cevap şeklinde ilerleyen görüşmeler gelir. Bu tarz görüşmelere bireysel mülâkatlar denir. Ancak birden fazla görüşmecinin veya adayın bulunduğu top­lu mülakatlarda yapılmaktadır. Her iki görüşme çeşi­dindeki davranış ve tutumlar farklıdır ve biri için doğru olan diğeri için yanlış olabilmektedir.

Ancak unutulmaması gereken: Şirketlerin, adayların güçsüz veya eksik yönlerini tespit etmek üzere değil, kendileri için uygun bir çalışan seçmek üzere görüşme yaptıklarıdır.

Bireysel mülâkatlarda, şirketler bir aday ile iki-üç veya en fazla dört görüşme yapmaktadır. Alınacak kişi­nin, işin niteliğine ve pozisyona bağlı olarak bu görüş­me sayısı artabilmektedir.

İlk görüşme; adayın genel olarak tanınması, istekle­rinin ve yapısının aranan niteliklere uyup uymadığının anlaşılmaya çalışıldığı görüşmedir. Bu görüşmelerde, görüşme yapan kişi ya da kişiler adayı kendi hakkın­da konuşturmaya çalışır. Bunun yanında ilk görüşmede adaya firma ve iş hakkında kısa bilgi de verilir. Bu gö­rüşmeleri insan kaynakları tek başına yapabildiği gibi il­gili pozisyonun ilk amiri veya müdürü de katılabilir. Bu görüşmeler on beş-yirmi dakikalık kısa görüşmelerdir.

İlk görüşmede başarılı olan adayları daha detaylı tanımak için ikinci görüşmeler yapılır. Burada; adayın kendini tanıtması yanında firmanın, pozisyonun ve ya­pılacak işin niteliği ile ilgili konular üzerinde daha de­taylı konuşulur. Bunlar kırk beş dakika ile bir buçuk saat arasında sürebilen uzun mülâkatlardır.

Mülâkatlar sırasında hem şirketler için hem de aday­lar için adı konulmamış, yazılı olmayan bazı kurallar vardır. Her iki tarafında bunları bilmesi ve uygulaması ile görüşmedeki başarı şansı artar.

Yaklaşım Tarzınız

Kendine güvenen bir duruş ve yine güven telkin eden bir tokalaşmanın olumlu etkisini sakın unutmayın. Kendine güvenen, yaptığı işi bilen ve kaliteli bir aday olduğunuzu sözleriniz kadar duruşunuz ve konuşma­nızla da ifade etmelisiniz.

Ses tonunuz kolay duyulabilir ancak çok yüksek ol­mayan bir ses tonu olmalıdır. Ne yavaş ne de karşı ta­rafın sizi izlemesini zorlaştıracak kadar hızlı konuşun.

Konuşurken vücudunuzun ve yüzünüzün görüşme­ye katılanlara dönük olması ve göz temasının sağlanması siz konuşurken karşı tarafın dikkatinin size toplanması­na ve hem sizin hem de karşı tarafın konsantrasyonu­nun bozulmasına engel olur.

Rahat ve dik bir şekilde oturun. Aşırı mimik veya el kol hareketlerinden kaçının.

Konuya göre yüz ifadenizi ayarlayın. Yeri gelince gülümseyin ve çok ciddi bir şey konuşuluyorsa da ciddi bir şekilde karşı tarafa odaklandığınızı belli edin.

Görüşme sırasında sizin olduğu kadar karşı tarafın­da benden diline dikkat edin. Buna göre sorularınızı ve cevaplarınızı ayarlayın. Ancak görüşmeyi yapanın her hareketinden bir anlam çıkartarak tedirgin olmak da yanlıştır. Sadece süreklilik gösteren hareketlerine dikkat edilmelidir.

Soruları Cevaplarken

Görüşme sırasında sorulan sorulara açık ve dürüst cevap vermeniz, belki de gelecekte işvereniniz olabile­cek kişilerle şimdiden güvene dayalı bir iletişim kurma­nıza yardımcı olacaktır.

Çok uzun ve sonu gelmeyen, karmaşık cümleler kur­mayın kısa, soruya tam karşılık gelen bir cevap verin, gerektirmedikçe; “Evet-Hayır” şeklinde kestirme cevap­lardan ve “eeee”, “aaa” şeklinde boşluk doldurma söz­cüklerinden mümkün olduğunca kaçının.

Sorulara cevap vermek için acele etmeyin. Eğer ka­fanızda cevabı tasarlamak istiyorsanız suyunuzdan bir yudum alıp cevap verin. Cevap vermeden önce kısa bir duraklama yapmanız sizin açınızdan olumsuz olmaz. Ancak duraksamanın uzamamasına dikkat edin.

Cevabını bilmediğiniz sorularda bunu dürüstlükle itiraf edin ama bu tarz durumların mümkün olduğunca az olmasına da dikkat edin. Hiç beklemediğiniz sorular­la karşılaştığınızda da mümkün olduğunca rahat şekil­de cevaplamaya çalışın.

İş görüşmesi sonunda görüşme sizce iyi geçmemişse bile görüşme yerinden güler yüzlü ve soğukkanlı olarak ayrılın.

“…. güzel bir şeye başla. Ama hep güzel olsun. Çünkü her insan ölecek yaşta. Geç kalmayasın…” – Şemsi Tebrizi

Emre Başkan, Marka, Marka İletişimi ve Kurumsal Gelişim alanlarında çözümler üreten Azor Brand &People Solutions adlı danışmanlık firmasını 2014 senesinde kurmuştur.

Emre Başkan (Comfort Zone Master) kendisini; kendini ve firmaları harekete geçirmeye adamış bir danışman, bir denizci, eş ve baba olarak tanıtmaktadır.

Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki girişimcilik programlarında dersler vermektedir.

Ünlü girişimcinin TEDx konuşmasını gelin birlikte izleyelim;

“Tarih, hayal mahsulü olamaz.”

ABD’li ünlü bir tarihçi olan David Christan aynı zamanda bir tarih araştırmacısı ve ünlü bir yazardır. Aynı zamanda Rusya tarihi üzerine de çalışmaları bulunmaktadır.

Herkesin ama herkesin tarihi öğrenmesi gerektiğinin altını çizen ünlü tarihçi David Christian, sosyal bilimler ile fen bilimlerini harmanlayarak bir tür insanlık tarihi oluşturmayı amaçlamaktadır.

Ünlü tarihçinin TEDx konuşmasını birlikte izleyelim;

Zaman zaman birçok insan, bir işe başlarken veya planlanan bir işi yapması gerekirken yerine başka bir aktivite yapıyor, planlanan işlerini ileri tarihe atıyor. Yani erteliyor. Erteleme kimisinde seyrek, kimisinde daha sık yaşanan bir davranıştır ve ertelenen şeyler son anda sıkışınca  aynı zamanda insanda stres ve kaygı yaratmaktadır.

Yapılan işte de olumsuz sonuçlar doğurabilmekte ve verimi düşürebilmektedir. Kimisi ailesiyle, sevgilisiyle olan sorunları çözmeyi , kimisi işinden istifa etmeyi, kimisi kendi işini kurmayı erteler.

Yumurta kapıya dayanınca insan kendini zorlayarak işe koyulur. Bu sefer de bir pişmanlık, depresyon hali sarar insanı: “ Neden daha önce başlamadım.”  Son dakika yapılan iş de yarım yamalak ve kalitesiz olur. Yani bu ertelemeler sadece insanı değil, çevresini, işini, geleceğini de olumsuz etkilemektedir.

Ertelemenin sadece insani bir sorun olmadığını gösteren  en iyi örnek Newton’un birinci hareket yasasıdır. Etki eden bir dış kuvvet yoksa duran bir nesne durmaya, hareket eden bir nesne ise sabit bir hızla hareket etmeye  devam eder. Yani sadece insanlar değil, hiçbir şey ya da nesne itici kuvvet olmadan pozisyonunu değiştirmiyor.

Her insanın itici kuvveti farklıdır. Kimisinin ev, araba almak, kimisinin rahat bir hayata kavuşmak, kimisinin ise gezmek… Ne olursa olsun insanın harekete geçmesi için itekleyici bir sebebi olması gerekir. Sizinle sürekli işini erteleyen bir adamın çevresine yaşattığı sorunları anlatan bir hikaye paylaşmak istiyorum:

Uzak bir diyarda şirin bir köy vardı…

Bu köyde yaşayan tatlı sözlü fakat kötü huylu bir adam evinin önündeki yolun üzerine dikenler ekmişti. Yoldan geçenler bu duruma kızdılar ve dikenleri sökmesi için o adamı uyardılar. Fakat adam bu uyarılara aldırış etmedi. Dikenler günden güne büyüdü, gelip geçenlerin ayaklarını kanatacak kadar çoğaldı. Öyle ki yolu kullananların elbiseleri yırtılıyor ayakkabısız yoksulların tabanları sızım sızım sızlıyordu. Şikayetler iyice artınca köyün muhtarı o kötü huylu adamı ciddiyetle uyardı:

– Bunları mutlaka sök!

Adam başkalarını rahatsız etmeyi umursamıyordu. Muhtara,

– Olur, bir gün sökerim, diye cevap verdi.

Fakat adam, “bir gün sökerim” deyişinin üzerinden epey zaman geçtiği halde dikenleri sökmedi. Sadece muhtar değil, pek çok insan onu defalarca uyardı. Fakat adam her seferinde, “yarın hallederim, öbür gün yaparım…” diye oyalanıp durdu. Bu arada günler geçip gidiyor, dikenlerse kök salıp güçleniyordu. İş öyle bir noktaya geldi ki muhtar daha fazla dayanamadı. Adamın yanına gidip ona çıkıştı:

– Yalancı! Verdiğin sözü yerine getirmek için artık adım at. Yeter sürüncemede bıraktığın. Seni son kez uyarıyorum!

Fakat anlamışsınızdır ya adam tam anlamıyla vurdumduymazın tekiydi. Muhtara,

– Bey amca, önümüzde çok günler var. Bugün olmazsa yarın… Demesin mi?

Muhtar adamın aklını başına getirmek için son kez konuştu:

– Hayır, acele davran! İşi savsakladığın yeter. Sen yarın sökerim öbür gün hallederim deyip duruyorsun ama her geçen vakit o kötü otlar daha da gençleşiyor. Onları sökecek olan sen ise yaşlanıp güçsüzleşiyorsun. Onun için seri ol, vaktini boşa geçirme!

Siz de hayalleriniz için seri olun. Vaktinizi boşa harcamayın. Üşenmeyin, ertelemeyin, zamanım yok demeyin ve bugün başlayın!

“Ertelemek yaşamı kaçırmaktır.” – Windy Dryden

“Beni ben yapan şey, başarısızlıklarımdır.”

1 milyondan fazla kişiye ulaşmış, Türkiye’nin en tanınan youtube’rlarından biri olan Merve Özkaynak, 1987 senesinde İstanbul’da doğmuştur.

Liseden sonra çalışmaya başladı. Üniversitede İletişim dalında eğitim gördü. Vakkoda Moda gelinlik mağazası olan Pronovias’da moda danışmanlığı ve Channel’da Mağaza Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı.

Aynı zamanda dijital pazarlama uzmanı olan Merve Özkaynak, kendi ürünlerini ürettiği zaman, ilk senesinde sayfasını sadece 1500 yakın kişinin beğendiğini ve ürettiği ürününü sadece 5 kişinin satın aldığını belirtiyor.

Daha sonra yılmayıp, içindeki girişimciliği daha da kamçıladığını belirten Merve Özkaynak’ın, hayatın  zorluğu ve azmi sayesinde aldığı başarısını anlattığı TEDx konuşmasını gelin birlikte izleyelim;

Mükemmel şekerlemenin sırrını bilmek ister misiniz? İhtiyaç duyduğunuz uykuyu yakalamak, şaşırtıcı hissetmek ve beyninizin daha iyi çalışmasına yardımcı olmak için en iyi şekerleme uzunluğunu veya mükemmel miktarını mı merak ediyorsunuz? Bazı araştırmalar yaptık ve bazı çözümler bulduk, öyleyse lütfen okumaya devam edin!

Hepimiz çocukların kestirmeye ihtiyaç duyduğunu biliyoruz ve eğer bir ebeveynseniz, çocuklarınız için kestirmenin önemini iyi biliyorsunuz. Bazen daha az uyku, zaman zaman daha da fazla mücadele etmeye başlamanızı sağlar. Çocuklar yetişkinlerden daha fazla uykuya ihtiyaç duyarlar, ancak ortalama yetişkin gece başına yedi ile dokuz saat arası uykuya ihtiyaç duyar – modern dünyadaki çoğu insanın düzenli olarak bunu yeterince alamadığını söyleyebiliriz.

Bu makalede, uyuklamanın faydalarını ve deneyimlemek için en iyi şekerleme uzunluğunu ele alacağız.

Uykunun Önemi

Uyku genel sağlığımızda hayati bir rol oynar ve vücudumuz uyku döngülerinden geçtiğinde hücrelerimiz yenilenir . Fiziksel ve zihinsel olarak uykunun işlevi, hastalık ve stres yoluyla iyileşmemize ve çalışmamıza yardımcı olur, böylece tamamen işlevsel bir şekilde uyanabiliriz.

Söylemeye gerek yok, zamanla uyku yoksunluğu bağışıklık fonksiyonunu değiştirebilir, vücudun bağışıklığını etkileyebilir ve katil T hücrelerinin etkinliğini azaltabilir (hastalanmamak için önemlidir). Yeterli uyku, bazı kanserlerle savaşmaya yardımcı olabilir, kardiyovasküler sağlığı iyileştirip koruyabilir, sinirlenebilirliği azaltabilir ve hatta metabolizmayı ve ağırlığını etkileyebilir.

Uykuyu yapmamız gerektiği açıktır – uygun bir uyku, sağlığımız adına yaşamımızda bir öncelik. Genellikle uykuyu önceleyenlerin bir şekilde tembel ilan edildiği, ancak durumun böyle olmadığı konusunda sık sık ima edilir. Aslında, doğru miktarda uyku almak, günlük yaşamlarımızda çok daha etkili bir şekilde çalışmamıza yardımcı oluyor gibi gözüküyor;

İnsan konuyla ilgili araştırma konusundaki etik sınırlamalar nedeniyle, bilimin insanlar birkaç günden daha fazla bir süre uykusuz kaldığında ne olduğuna dair kesin bir kanıtı yoktur.

Uyuklamanın Faydaları

Kestirebilme lüksüne sahip olanlarımız için, harika bir şey gibi hissettirdiğini biliyoruz – Kış günlerinde bir battaniyeyle koltukta kıvrılmak, rahat ve sıcak – bu hissi anlatmak için bilime ihtiyacımız yok. Beynimizi gerçekten şarj etmemize yardımcı olabilir mi? Araştırmalar “evet” diyor.

Geceleri yeterli miktarda uyku olmazsa, gündüz kestirmek uyanıklığı ve beyin performansını artırabilir. Bir şekerleme ayrıca muhakeme ve tepki süresinin iyileştirilmesine de yardımcı olabilir, ama en iyi kısmı? Bir şekerleme ruh halimizi bile iyileştirebilir!

“İyi Bir Gece Uykusu İçin 3 İpucu” adlı içeriğimiz için>>

Uyuklamanın faydaları hakkında daha fazla bilgi edinmek için bu makaleye göz atın:

En iyi şekerleme uzunluğu nedir?

Peki ne kadar kestirmeliyiz? Aslında, mevcut zamanınıza ve istediğiniz sonuca bağlı olarak birkaç optimal şekerleme uzunluğu vardır.

Dr. Sara Mednick, PhD, sekiz saatlik bir uyku döneminde yaptığımız gibi 90 dakikalık bir kestirmeyle aynı öğrenme geliştirme avantajlarından yararlanabileceğimize inanıyor.

Peki ne zaman?

Yani ne kadar kestireceğimizi biliyoruz, şimdi tam olarak ne zaman kestirmeliyiz? Uykunuzdan hemen sonra ya da yatmadan hemen önce bir şekerlemenin kullanışlı olabileceği muhtemel günler olabilir, ancak bunlar en iyi seçenek değildir. Her şey bir sabah yükselticisi veya bir gece kuşu olup olmadığına bağlıdır.

Erken kalkanlar için yaklaşık 1: 00 en iyisidir; gece baykuşları için, 15: 00 civarı daha iyidir. Yine de, akşam 4 ila 4: 30’dan sonra uyumayı denemek ,yatma saatinde uyumakta zorluk yaşayabilirsiniz.

Düzenli uyku, bazı insanlar için genel stresin azaldığını gösterir, bu nedenle kalp krizi / kalp hastalığı, felç ve aşırı kilo alma riskini de azaltabilir.

Uyuklamada Bonus İpuçları

Uyanık olmanız ve güçlenip bir yere mi gitmeniz gerekiyor ? 20 ila 30 dakikalık bir uyku ve  bir miktar kahve (veya kafeinli bir şeyler içilir)ile  hazır olacaksınız!

Uyuklamayı kolaylaştırmak için bazı ipuçları:

Nasıl ki gül dikensiz olmaz, insan da kusursuz olmazmış. İnsana, kendinde var olan kusurları görmek, onlarla yüzleşmek ve kabullenmek zor gelir. İnsan, yüzleşemediği kusurlarını başkalarında arar ve kendince onu düzeltmeye çalışır. İnsanın kendi kusurlarını düzeltmek için yapmadığı bir şeyi başkasından yapmasını istemesi veya beklemesi ne kadar doğru? Yani bir kör başka bir köre yol gösterirse ne olur? Cevap çok basit. İkisi de çukura yuvarlanır.

Hani hep hayıflanıp dururuz ya! Nerede bu insanlık? Hiç insanlık kalmamış! Bu insanlığın hali ne olacak? Çözüm insandadır. İnsan ancak kendini düzeltirse dünyayı düzeltebilir, güzelleştirebilir. İnsan kendi içine dönüp ruhuna yük olan, içindeki kıskançlık, haset, kibir, başkasını hor görme, kin gibi kötü duygu ve düşünceleri atıp yerine hoşgörü, saygı, sevgi, ahlak, merhamet, adalet gibi ruhuna hafif gelecek erdemleri kalbinde yer etmesini sağlamalı.

Gelin birlikte kendi hatalarını görmeyip başkalarının küçük hatalarını kaçırmayıp yüze vuran dört adamın hikayesini okuyalım:

Dört adam yolculuk ediyordu. Uzun yolculukları boyunca şehirden şehre uğramışlar farklı zamanlarda farklı yerlerde konaklamışlardı. O gün de yorgun argın bir şehre girmişlerdi. Namaz vaktinin geçip geçmediğinden emin değillerdi. Ama yine de bir mescide girip namaz kılmaya karar verdiler. Huzur ve saygı içinde namaza durdular. O sırada mescidin müezzini içeri girdi. Adamlardan biri onu fark edince namazda olduğunu unuttu.

“Sağlam Ağaçlar En Sert Rüzgarlarda Yetişir” adlı başarı öyküsü için>>

– Ey müezzin, ezanı okudun mu? Yoksa daha vakit var mı, diye sordu.

Adamlardan bir başkası, kendisi de namazda olduğu halde:

– Arkadaşım konuştun, namazın bozuldu, dedi.

Üçüncü adam da gülümseyerek ikinciye seslendi:

– Yahu onu niçin kınıyorsun? Önce kendini kına; çünkü senin de namazın bozuldu!

Müezzin şaşkınlıkla bu konuşmaları izliyordu.

Derken dördüncü adam da arkadaşları gibi davrandı. Kendinden emin bir şekilde,

– Allah’a çok şükür, ben sizin gibi namazımı bozmadım, deyiverdi.

Sonunda dört adamın da namazı bozulmuştu. Müezzin hem adamların haline güldü hem de şöyle söylendi:

– Başkasının ayıbını söyleyen asıl kendisi kaybetti. Kendi ayıbını görebilen kişiye ne mutlu!

Bu dört adam kendi ayıplarını görmeyip birbirlerinin ayıplarını açığa çıkarmışlardır. Eğer kişi kendi kusurlarını görebilirse tedavisi kolaydır. Biz kendimizden sorumluyuz. Başkasının değil kişi kendi hesabını verir. Başkalarında beğenmediğimiz hal ve durumları kendimiz de bulundurmamalıyız.

“Başkalarının yanlışlıkları ve kötülükleriyle uğraşarak ruhunu karatma. Düzeltilmesi gereken biricik insan kendinsin.” – Ralph Waldo Emerson

“Fırsatı yakalamak için, önce fırsatın nasıl kaçtığına bakmak lazım.”

Dr. Emre Soyer, Özyeğin Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde davranış bilimi üzerine çalışmalar yapmaktadır. Karar alma, algı, akıl yürütme, problem çözme, yaratıcılık, kritik düşünme gibi alanlarda hem eğitim vermekte hem de araştırmalar yapmaktadır.

Nottingham, Koç ve Bocconi Üniversitelerinde ekonomi üzerine eğitimler gördükten sonra, doktorasını Pompeu Fabra Üniversitesi’nden almıştır.

Konuşmalarında insanların farklı bakış açılarını yakalayabilmeleri için bir çok örnek sunan Dr. Emre Soyer’in TEDx konuşmasını birlikte izleyelim;

Sıfır tabanlı bütçeleme, gelirinizin eksi giderlerinizin sıfıra eşit olduğu bir bütçeleme yöntemidir. Sıfır tabanlı bir bütçeyle, harcamalarınızın ay boyunca gelenlerle eşleştiğinden ve her dolara bir işlev verdiğinizden emin olmalısınız. Bu, banka hesabınızda sıfır doların olduğu anlamına gelmez. Bu sadece geliriniz eksi tüm giderlerinizin (gider) sıfıra eşit olduğu anlamına gelir.

Oldukça basit değil mi?

Temel olarak bu, ayda 3,000 dolar kazanmanız durumunda harcadığınız, biriktirdiğiniz, verdiğiniz veya yatırdığınız her şeyin 3,000 dolara kadar eklenmesini istediğiniz anlamına gelir. Bu şekilde, doların her birinin nereye gittiğini tam olarak biliyorsunuz. Her ay paranızın nereye gittiğini bilmiyorsanız, felakete hazırlıklı olabilirsiniz. Bir gün bir bakıyorsunuz, paranızın olmadığını ve bunların nereye gittiğine dair hiçbir fikriniz yok.

Sıfır Bazlı Bütçe Nasıl Yapılır:

  1. Aylık gelirinizi yazın.

Bunu eski moda bir kağıda yapabilir veya kendiniz için bir Word dosyası yaparak kolayca ulaşılacak şekilde ayarlayabilirsiniz. Geliriniz maaş çekleri, küçük işletmelerin gelirleri, yan telaşları, kalan gelirler, nafaka ve getirdiğiniz diğer herhangi bir parayı içermelidir. Eğer paraysa ve hanenizin banka hesabına gelirse, bu gelirdir! Hepsini yazdığınızdan ve hepsini bütçenize eklediğinizden emin olun.

Ayrıca tasarrufunuzu ve kategorilerinizi bütçenize eklemeyi unutmayın! Para kazanmak bir matematik meselesi değildir – bir öncelik meselesidir ve aynısı vermek için de geçerlidir. Bütçenizin başında tasarruf etmeyi ve öncelik vermeyi başaramazsanız, olasılıkları gelecekte bunları öncelik haline getirmeyeceksiniz. Vermek parayla sahip olabileceğiniz en eğlenceli şeydir!

  1. Aylık giderlerinizi yazın.

Yeni ay başlamadan önce, her masrafı bir yere yazınız. Kira, yemek, kablo, telefon ve aralarındaki her şey gibi şeyler listeye eklenmelidir. Ancak bütçenizi eviniz ile başlattığınızdan emin olun – bu yiyecek, barınak ve yardımcı hizmetler, temel kıyafetler ve ulaşım.

Tüm şartları sağladıktan sonra, aylık harcamalarınızın geri kalanını listelemeye devam edin. İhtiyaçlarınız aydan aya değişecek, bu yüzden her ay yeni bir harcama planı yapmanız gerekiyor. Bunalmış gibi hissetmeyi bırakın! Sadece bir seferde bir ay odaklanmaya bakın.

  1. Mevsimsel giderlerinizi yazınız.

Şimdi tüm takvim yılını düşünün – planlama için başlayabileceğiniz masrafları ne olacak? Yılbaşının her yıl Ocak 1 olduğunu biliyorsunuz, bu yüzden aniden üzerinize gizlenmiş gibi davranmanız için hiçbir neden yok. Durum ne olursa olsun, bütçedeki bu harcamalara hazırlandığınızdan emin olun. Doğum günleri, yıldönümleri ve tatiller gibi şeyler sizi veya bütçenizi şaşırtmaması gereken tarihler belirler.

Ardından, ortaya çıkabilecek tüm düzensiz harcamaları düşünün. Bunları da planlayın! Araba etiketi yenileme ücretleri, mülk vergileri ve hatta sigorta primleriniz gibi şeyler için bütçeye uygun olabilir. Her ay biraz ayrılırsanız, bir kerede hepinizi “kör eden” bir harcama yapmazsınız.

  1. Gelirinizi giderlerinizden sıfıra eşit miktarda çıkarın.

Bu sayının sıfır olmasını istiyoruz, ancak oraya ulaşmak biraz pratik alabilir. Hemen birbirlerini dengelemezlerse, şoka girmeyin veya endişelenmeyin. Bu sadece sayılardan birini, diğerlerini veya her ikisini birden ortaya çıkarmak için bir şeyler yapmanız gerektiği anlamına gelir!

Kazandığınızdan daha fazla harcama yapıyorsanız, bütçenizi artırın, böylece geliriniz ve gideriniz sıfıra eşit olur. Giderleri azaltmak için markette genel satın almayı, kabloyu kesmeyi, kuponları veya mağazanın uygulamasını kullanmayı, satın almak yerine kahve yapmayı deneyin. Daha fazla para getirmeniz gerekiyorsa, bir taraf telaşına başlayın veya evin çevresinde hızlı para kazanmak için satabileceğiniz şeyler arayın.

“Daha Önce Hiç Duymadığınız Ek Gelir Getirecek 29 İş Fırsatı” adlı içeriğimiz için>>

İşte sıfır tabanlı bir bütçeyle yapılan anlaşma: Her doların bir adı olmalı! Bu, ayın sonunda banka hesabınızda sıfır dolara sahip olduğunuz anlamına gelmez; yalnızca bütçenizde sıfır doların olduğu anlamına gelir.

Bütçenizdeki her satır öğesini doldurursanız ve 100 TL’yi sıfıra sıfır harcarsanız (bu 100 TL’nin yapabileceği hiçbir şey kalmazsa), bütçenizi tamamlamadınız! Kalan 100 TL’yi bir şeye atamalısınız. Neye karar verirsen ver, tamamen sana kalmış. Fakat eğer bir isim vermezseniz harcanacak ve 100 TL’nin nereye gittiğini merak edeceksiniz. Ve kim 100 TL kaybetmek ister ki?

  1. Takip et ve git!

Şimdi kalan tek şey, harcamalarınızı ay boyunca izlemeniz. Harcamanızın plana uyup uymadığını bilmek için tek yol bu! Bu şekilde, ay boyunca ve yıl boyunca parayla kazanmaya başlayacaksınız. Harcamalarınızı takip edip paranızla uğraşırken, aslında ilerleme kaydediyor ve hayatınızı ve banka hesabınızı sevmeyi öğreniyorsunuz.

Düzensiz bir gelire sahip sıfır bazlı bir bütçe yapabilir misiniz?

Evet! Düzensiz bir gelire sahipseniz, terlemeyin! Sıfır tabanlı bütçelemeyi yine de kullanabilirsiniz. Düzenli bir gelir için olduğu kadar düzensiz bir gelir için bir plan yapmak da kolaydır. İyi bir kural, düşük bir ayın sizin için nasıl görüneceğine bağlı olarak bütçelemektir.

O zaman yapmanız gereken tek şey önce dört duvarı, yani evinizi(normal bir gelir gibi) karşıladığınızdan emin olmak ve ardından giderlerinizin kalanını önem sırasına göre listelemek.

Ödeme aldığınızda, bu tutarı alın ve bütçenizdeki kalemlere dağıtın. Maaş çekiniz bütçede listelenen her şeyi kapsamıyorsa, sorun değil! Sadece en önemli olarak işaretlediğiniz şeyi örtün. Ay boyunca başka bir çek alırsanız, son çekin kaldığı yerden devam edebilirsiniz. Tüm masraflar ödendikten sonra fazladan para kazanırsanız, daha fazla tasarruf etmeye, daha fazla harcama yapmaya veya borçlarınız için daha fazla ödeme yapmaya bakarsanız.

Peki, sıfır tabanlı bütçeleme neden önemli?

Bütçeniz (ayrıntılı harcama planınız) para hedeflerinizi gerçeğe dönüştürmenin en hızlı yoludur! Borçtan kurtulmaya mı çalışıyorsun? Bir bütçeye ihtiyacınız var. Bir güvenlik ağı için tasarruf? Bir bütçeye ihtiyacınız var. Emeklilik için para atmak mı istiyorsun? Bir bütçeye ihtiyacınız var. Zaten bir milyoner misiniz? Bil bakalım neye ihtiyacın var? Hala bir bütçeye ihtiyacınız var.

Unutma, sen kendi bütçenin patronusun. Her bir kuruşa, tam olarak her ay nereye gideceğini söylersin. Ve bunun özgürlüğünüzü sınırladığını düşünmeyin. Bütçeniz olması size para harcama özgürlüğü verir ve paranızı daha da ileri götürür!