Hikaye anlatıcılığı  son yıllarda en popüler konulardan biri haline geldi. Hikaye anlatmak neden önemlidir ? Hikaye anlatmayı bilmenin ve tekniklerini kullanmanın satış üzerinde etkisi nedir? Çünkü satışın duygulara hitap etmesinin gücünü başarılı insanlar çok iyi bilir. Hikaye sizin anlatımınızı, vermek istediğiniz mesajı güçlendirir.

Deneyimlere ve duygusal pazarlamaya odaklanarak, müşterileri nasıl birbirine bağlayabilir ve markanız için destekçiler oluşturabilirsiniz?

►Network Marketing İle İlgili Tüm Konu,Soru ve Cevaplar YouTube Kanalımızda

Hikâye Anlatımı

Hikâye anlatımı son yıllarda yaygın kullanılan bir terim haline geldi. Destek organizasyonları, sağlık şirketleri, politikacılar bile bu yöntemi kullanıyor. Yine de birçok sağlık şirketi hala aynı soruyu soruyor: Hikâye anlatmayı, müşteri ile ilişkiler kurmak ve büyütmek için nasıl kullanabiliriz?
Cevap, teoride çok basit: kişiselleştirilmiş hikâye anlatımı. Bu müşterilerle bağlantı kurmak, onları dinlemek ve anlamakla gerçekleşiyor. Hikayenizi anlatırken ön yargı veya varsayımlarınızı bir kenara bırakın. Dinleyicilerinize bir şey satmaya çalışmadan, onları zorlamadan hikayenizde onlara önderlik edin. Orijinal ve otantik kalmak, marka bilinirliğini artıracak, daha yüksek katılım oranları ve nihayetinde daha nitelikli müşteri potansiyeli ile geri dönecektir.

Otantik hikâye anlatımı, içeriğinizi dürüst tutmakla eşittir. Müşterilerinizi daha büyük bir grubun parçası gibi hissettirmek için çabalayın. Psikolog Roy Baumeister’ın araştırmasında, bu ihtiyacı “aidiyet hipotezinde” en iyi şekilde tanımlar: “İnsanların temel psikolojik ihtiyaçları vardır; diğer insanlarla yakın ilişki ve bir topluluğa aidiyet hissiyatı ihtiyacı insanların davranışlarını belirlemesinde önemli bir rol oynar.’’

Pazarlamada Duygusal Liderlik

Birbirleriyle Bağlantılı Müşteriler ve Hikâye Anlatımı pazarlamacılıkta etkili konuşma
Müşterilerinizle daha derin, daha duygusal bir düzeyde bağlantı kurmanın bir yolunu bulun. Onlara hayatlarında aradığı iç huzuru veriyor musun? Hayatlarını kolaylaştırıyor musun? İlişkinizi güçlendirmek için bu tetikleyicileri kullanın ve müşterilerinizin sadakatini kazanın. İyi anlatılmış hikâyenin en etkili sonucu karşınızdakinin markanıza aidiyet duygusu hissetmesi olabilir.

Marka Taraftarınızı Oluşturun

Birbirleriyle Bağlantılı Müşteriler ve Hikâye Anlatımı kendi hayran kitleni oluştur
Daha iyi ilişkiler kurmaktan bahsetmişken, insanların birbirlerini nasıl etkilediğini ve bu durumun nasıl sizi bir adım daha ileri götürdüğünü anlamak için çevrenizdeki insanlara bakın. Pazarlamacılıkta çabanızın büyük bir kısmını hikâye anlatımı oluşturur. Fakat hikâyeyi sizin nasıl anlattığınızdan daha önemlisi müşterilerinizin hikayenizi başkalarına nasıl anlattığıdır. Marka taraftarları oluşturmak için zamanınızı ve kaynaklarınızı bu doğrultuda harcamanız gerekir. Ayrıca müşteri odaklı bir yaklaşım, onların deneyimlerini bir üst seviyeye taşımanıza yardımcı olur. Bu sayede müşterileriniz daha sadık bir hale gelir ve vizyonunuzu gerçekleştirmenize tanıklık etmek isterler.

Zaman zaman birçok insan, bir işe başlarken veya planlanan bir işi yapması gerekirken yerine başka bir aktivite yapıyor, planlanan işlerini ileri tarihe atıyor. Yani erteliyor. Erteleme kimisinde seyrek, kimisinde daha sık yaşanan bir davranıştır ve ertelenen şeyler son anda sıkışınca  aynı zamanda insanda stres ve kaygı yaratmaktadır.

Yapılan işte de olumsuz sonuçlar doğurabilmekte ve verimi düşürebilmektedir. Kimisi ailesiyle, sevgilisiyle olan sorunları çözmeyi , kimisi işinden istifa etmeyi, kimisi kendi işini kurmayı erteler.

Yumurta kapıya dayanınca insan kendini zorlayarak işe koyulur. Bu sefer de bir pişmanlık, depresyon hali sarar insanı: “ Neden daha önce başlamadım.”  Son dakika yapılan iş de yarım yamalak ve kalitesiz olur. Yani bu ertelemeler sadece insanı değil, çevresini, işini, geleceğini de olumsuz etkilemektedir.

Ertelemenin sadece insani bir sorun olmadığını gösteren  en iyi örnek Newton’un birinci hareket yasasıdır. Etki eden bir dış kuvvet yoksa duran bir nesne durmaya, hareket eden bir nesne ise sabit bir hızla hareket etmeye  devam eder. Yani sadece insanlar değil, hiçbir şey ya da nesne itici kuvvet olmadan pozisyonunu değiştirmiyor.

Her insanın itici kuvveti farklıdır. Kimisinin ev, araba almak, kimisinin rahat bir hayata kavuşmak, kimisinin ise gezmek… Ne olursa olsun insanın harekete geçmesi için itekleyici bir sebebi olması gerekir. Sizinle sürekli işini erteleyen bir adamın çevresine yaşattığı sorunları anlatan bir hikaye paylaşmak istiyorum:

Uzak bir diyarda şirin bir köy vardı…

Bu köyde yaşayan tatlı sözlü fakat kötü huylu bir adam evinin önündeki yolun üzerine dikenler ekmişti. Yoldan geçenler bu duruma kızdılar ve dikenleri sökmesi için o adamı uyardılar. Fakat adam bu uyarılara aldırış etmedi. Dikenler günden güne büyüdü, gelip geçenlerin ayaklarını kanatacak kadar çoğaldı. Öyle ki yolu kullananların elbiseleri yırtılıyor ayakkabısız yoksulların tabanları sızım sızım sızlıyordu. Şikayetler iyice artınca köyün muhtarı o kötü huylu adamı ciddiyetle uyardı:

– Bunları mutlaka sök!

Adam başkalarını rahatsız etmeyi umursamıyordu. Muhtara,

– Olur, bir gün sökerim, diye cevap verdi.

Fakat adam, “bir gün sökerim” deyişinin üzerinden epey zaman geçtiği halde dikenleri sökmedi. Sadece muhtar değil, pek çok insan onu defalarca uyardı. Fakat adam her seferinde, “yarın hallederim, öbür gün yaparım…” diye oyalanıp durdu. Bu arada günler geçip gidiyor, dikenlerse kök salıp güçleniyordu. İş öyle bir noktaya geldi ki muhtar daha fazla dayanamadı. Adamın yanına gidip ona çıkıştı:

– Yalancı! Verdiğin sözü yerine getirmek için artık adım at. Yeter sürüncemede bıraktığın. Seni son kez uyarıyorum!

Fakat anlamışsınızdır ya adam tam anlamıyla vurdumduymazın tekiydi. Muhtara,

– Bey amca, önümüzde çok günler var. Bugün olmazsa yarın… Demesin mi?

Muhtar adamın aklını başına getirmek için son kez konuştu:

– Hayır, acele davran! İşi savsakladığın yeter. Sen yarın sökerim öbür gün hallederim deyip duruyorsun ama her geçen vakit o kötü otlar daha da gençleşiyor. Onları sökecek olan sen ise yaşlanıp güçsüzleşiyorsun. Onun için seri ol, vaktini boşa geçirme!

Siz de hayalleriniz için seri olun. Vaktinizi boşa harcamayın. Üşenmeyin, ertelemeyin, zamanım yok demeyin ve bugün başlayın!

“Ertelemek yaşamı kaçırmaktır.” – Windy Dryden

Nasıl ki gül dikensiz olmaz, insan da kusursuz olmazmış. İnsana, kendinde var olan kusurları görmek, onlarla yüzleşmek ve kabullenmek zor gelir. İnsan, yüzleşemediği kusurlarını başkalarında arar ve kendince onu düzeltmeye çalışır. İnsanın kendi kusurlarını düzeltmek için yapmadığı bir şeyi başkasından yapmasını istemesi veya beklemesi ne kadar doğru? Yani bir kör başka bir köre yol gösterirse ne olur? Cevap çok basit. İkisi de çukura yuvarlanır.

Hani hep hayıflanıp dururuz ya! Nerede bu insanlık? Hiç insanlık kalmamış! Bu insanlığın hali ne olacak? Çözüm insandadır. İnsan ancak kendini düzeltirse dünyayı düzeltebilir, güzelleştirebilir. İnsan kendi içine dönüp ruhuna yük olan, içindeki kıskançlık, haset, kibir, başkasını hor görme, kin gibi kötü duygu ve düşünceleri atıp yerine hoşgörü, saygı, sevgi, ahlak, merhamet, adalet gibi ruhuna hafif gelecek erdemleri kalbinde yer etmesini sağlamalı.

Gelin birlikte kendi hatalarını görmeyip başkalarının küçük hatalarını kaçırmayıp yüze vuran dört adamın hikayesini okuyalım:

Dört adam yolculuk ediyordu. Uzun yolculukları boyunca şehirden şehre uğramışlar farklı zamanlarda farklı yerlerde konaklamışlardı. O gün de yorgun argın bir şehre girmişlerdi. Namaz vaktinin geçip geçmediğinden emin değillerdi. Ama yine de bir mescide girip namaz kılmaya karar verdiler. Huzur ve saygı içinde namaza durdular. O sırada mescidin müezzini içeri girdi. Adamlardan biri onu fark edince namazda olduğunu unuttu.

“Sağlam Ağaçlar En Sert Rüzgarlarda Yetişir” adlı başarı öyküsü için>>

– Ey müezzin, ezanı okudun mu? Yoksa daha vakit var mı, diye sordu.

Adamlardan bir başkası, kendisi de namazda olduğu halde:

– Arkadaşım konuştun, namazın bozuldu, dedi.

Üçüncü adam da gülümseyerek ikinciye seslendi:

– Yahu onu niçin kınıyorsun? Önce kendini kına; çünkü senin de namazın bozuldu!

Müezzin şaşkınlıkla bu konuşmaları izliyordu.

Derken dördüncü adam da arkadaşları gibi davrandı. Kendinden emin bir şekilde,

– Allah’a çok şükür, ben sizin gibi namazımı bozmadım, deyiverdi.

Sonunda dört adamın da namazı bozulmuştu. Müezzin hem adamların haline güldü hem de şöyle söylendi:

– Başkasının ayıbını söyleyen asıl kendisi kaybetti. Kendi ayıbını görebilen kişiye ne mutlu!

Bu dört adam kendi ayıplarını görmeyip birbirlerinin ayıplarını açığa çıkarmışlardır. Eğer kişi kendi kusurlarını görebilirse tedavisi kolaydır. Biz kendimizden sorumluyuz. Başkasının değil kişi kendi hesabını verir. Başkalarında beğenmediğimiz hal ve durumları kendimiz de bulundurmamalıyız.

“Başkalarının yanlışlıkları ve kötülükleriyle uğraşarak ruhunu karatma. Düzeltilmesi gereken biricik insan kendinsin.” – Ralph Waldo Emerson

İnsan tercihleriyle hayatını güzelleştirebilir de çirkinleştirebilir de. İnsan hayatına, kendisine ve çevresine kötü sözler söyleyip yuhalıyorsa enkazlar yaratır, fakat hayatına, kendisine ve çevresine güzel sözler söyleyip sevgi ve tebessüm katıyorsa harikalar yaratır. Yani hayatımızı anlamlı kılmak ve güzelleştirmek bizim elimizdedir. Hepimiz bir başkasının yaşamına ışık tutacak, hayatını güzelleştirecek kadar güçlüyüz aslında.

Kelebek etkisini bilir misiniz?

Edward Norton Lorenz’in kelebek etkisi teorisini birçoğumuz duymuşuzdur. Lorenz teorisiyle ilgili şu örneği vermiştir: “Amazon ormanlarında bir kelebeğin kanat çırpması , ABD’ de fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, dünyanın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir.” Bunu bir hikayeyle pekiştirelim:

Bir lisenin eski mezunlarının buluştuğu gün, bazı eski öğrenciler kürsüde okula dair hatıralarını anlatıyorlardı. Yirmi yıl önce mezun olmuş öğrencilerden biri, ikinci sınıftaki sanat öğretmeninden bahsetti. Üniversiteye gitmeye onun teşvikiyle karar verdiğini ve şimdi iyi bir üniversitede profesör olduğunu, hayatından da memnun olduğunu söyledi. Günün ilerleyen saatlerinde, öğretmen ile eski öğrenci, uzun yıllar sonra birbirini bulmayı başardılar.

“Öğrettiklerim hakkında söylediklerin için teşekkür ederim” dedi sanat öğretmeni. “Bana çok güzel bir gün geçirmemi sağladın.”

“Rica ederim” diye cevap verdi öğrencisi. “Teşekkür etmek benim boynumun borcu. Çünkü siz günümü değil, bütün bir hayatımı güzelleştirdiniz!”

Her insanın kendi hayatında farklılıklar yaratabilecek kadar yaratıcılığı vardır. Ve bunu sadece kendi hayatımızı anlamlandırmak, güzelleştirmek için değil; başkalarının hayatlarına dokunabilmek, ışık tutabilmek, anlam katabilmek için de kullanabiliriz. Biliyoruz ki başkalarına yapacağımız küçük  bir davranışın bile geri dönüşü vardır. O zaman sadece kendimiz için değil, başkaları için de bir şeyler yapmalıyız.

Ne güzel özetlemiş Konfüçyüs :

“Bir insan, hayatını kurarken başkalarını da destekliyor, kendini geliştirirken, başkalarının da gelişmesine yardımcı oluyorsa o, insanları seviyordur.”

Bir sonraki Martin Luther King veya Tony Robbins olmayı hayal ettiniz mi? Milyonlarca insana konuşma yaparak ve onlara ilham vererek dünyayı dolaşmak ister misiniz?

Eğer evet cevabı verdiyseniz, o zaman doğru yere geldiniz.

Hedefe ve motivasyonel bir konuşmacı olma hayaline sahip olsanız bile, bu, başarmanın kolay olduğu anlamına gelmez. Çok çaba ve özveri gerektirir. Kalbi zayıf olanlar için güzel bir süreç  değildir. Ama yapılabilir! Dünyada motivasyonel konuşmacı olarak geçimini sağlayan birçok insan var. Peki neden sen değilsin?

Nasıl motive edici konuşmacı olacağınıza bakalım;

  1. Konunuzu seçin

Bu çok açık gelebilir ama ne hakkında konuşmak istediğinizi bilmeniz gerekiyor. Ve her zaman düşündüğün kadar kolay da olmayabilir. Ya uzman olduğunuzu ya da en azından en tutkulu olduğunuzu seçmek zorundasınız.

  1. Ana mesajınızı bilin

Şimdi konuna sahipsin, onu nasıl daraltacaksın?

Örneğin, çevresel konular hakkında tutkulu olduğunuzu varsayalım. Bu oldukça geniş bir konu. Sizce çevre hakkında tam olarak en önemli şey nedir? İnsanlara öğretmek için en çok neye ihtiyacınız var?

  1. Hedef kitlenizin son hedefini belirleyin

Konuşmanızın sonunda izleyicilerin ne yapmasını veya neye inanmasını istiyorsunuz? Hayatlarını iyileştirmek için bir şeyler yapmalarını ister misiniz? İnançlarını veya değer sistemlerini değiştirmek ister misiniz? Kitlenizdeki insanlar konuşmanızı duydukları için nasıl daha iyi insanlar olacak?

  1. Kitlenizi bilin

Şimdi, izleyicilerinizin konuşmasını istediklerini veya ne düşündüklerini bildiğinize göre, tam olarak kiminle konuşuyorsunuz? Bu gerçekten konunuza bağlı.

Bununla birlikte, gezegendeki her insanla ilgili bazı konular vardır, diğerleri ise yalnızca ebeveynlerle ilgilidir. Kimlerle konuşmak istiyorsunuz?

“İyi Bir Konuşmacı Olmanız İçin 8 Yöntem” adı makalemiz için >>

  1. Mesajınızın kitlenizle alakalı ve zamanında olduğundan emin olun.

İzleyicilerine yeni bir şey öğretmek istiyorsun. Hayatları ile ilgili olmasını ve mesajınızın bir şekilde onlara fayda sağladığını düşünmesini istiyorsunuz. Nasıl fıstık ezmesi ve reçelli sandviç yapılacağını anlatırsanız, uykuya dalacaklardır. Bu abartıdır elbette. Ama onlara zaten bildikleri bir şeyi söylemekten kaçının. Siz onlarla birlikte meydan okumak istiyorsunuz.

  1. Konuşma yapan bir koçu işe almak

Toplum önünde konuşmalarınızda yepyeni olabilirsiniz. Eğer öyleyse, biraz eğitime ihtiyacınız olacak . Mesajınızdan sıkılmak istemezsiniz. Ve izleyiciyi organizasyon eksikliği ile karıştırmak istemezsiniz. İyi bir “şov” koymak istiyorsunuz ve bunu yapmak için, konuşma becerilerinizi geliştirmenize yardımcı olmak için ek bir adım atmanız ve profesyonel bir koç tutmanız gerekebilir.

  1. Video kasette kendinizi izleyin

Açıkçası, hiç kimse bedenlerinin dışına çıkamaz ve başkalarının gözünde neye benzediklerini göremez. Videonun girdiği yer burasıdır.

Genel konuşma becerilerinizi geliştirmek istiyorsanız, önce nasıl göründüğünüzü bilmek zorundasınız. Kendinizi video üzerinde konuştuktan sonra, neyi geliştirmeniz gerektiğini bileceksiniz.

  1. İlgili yerlerde görsel yardımcıları, destek malzemelerini veya donanımları kullanın.

İnsanlar görseldir, bu nedenle bir tür görsel yardım ya da destek almanız önerilir. Sizden başka bakacak başka bir şeyleri yoksa, insanların konuşmanızla birlikte takip etmesi daha zordur. Ayrıca, görsel yardımlar neden bahsettiğinizi açıklamaya yardımcı olur ve izleyicinin dikkatini çeker.

  1. Kitlenizi bulun

Kitleniz kim? Kadınlarla mı konuşuyorsun? Çocuklara mı? İşletme sahiplerine mi ? Engellilere mi? Hedef kitlenizi daraltmanız şarttır.

O zaman onları bulmalısın. Sonra onlara reklam verin, böylece sizi konuşurken görmek isteyeceklerdir.

  1. Ağ oluşturun

Mümkün olduğunca ağ oluşturmaya başla.

Kartvizitlerinizi her yere taşıyın ve insanlara tam olarak neden bahsettiğinizi söyleyebilmeniz için bir “asansör konuşması” geliştirin. Konuşmanızla ilgili kelimeyi ne kadar çok yayarsanız, o kadar çok insan sizinle ilgilenir.

“Gençlere Networking Başarısı İçin 5 Strateji ” adlı makalemiz için >>

  1. Başlangıçta ücretsiz konuşma gösterileri yapın

Kabul edelim – Tony Robbins bir gecede “Tony Robbins” olmadı. Hayatında bir noktada, hiç kimse olarak yaşadı. Ve eğer “hiç kimse” değilseniz, o zaman harika! Ama eğer öyleyse, üzülmeyin. “Birileri” olabilirsiniz, ancak ilk önce ücretsiz konuşma toplantıları yapmanız gerekebilir. Bir ün kazandığınızda, o zaman insanlar size hizmetleriniz için para ödemek ister.

  1. Konuşmacı arayan sözleşmeler yapın

Konuşmacı arayan pek çok kongre var. Öyleyse, konunuzla alakalı bir şeyler bulmaya çalışın ve konuşmacı olmak için başvurun. Yine, ücretsiz olarak yapmak zorunda kalabilirsiniz, ancak en azından hedef kitlenizle konuşacaksınız.

  1. Konuşmacı bürosuna kaydolun.

Katılabileceğiniz birçok konuşmacı bürosu var. Sadece internete ve Google’a en yakın olanları edinin. Yerel olarak başlayın, ardından ivme kazanmaya başladığınızda diğer coğrafi bölgelere yönelebilirsiniz.

  1. Bir pazarlama planı geliştirmek

Harika bir konuşmacı olabilirsin, ama kendini pazarlamakta başarılı mısın? Belki ama belki de değil. Pazarlama planınız yoksa hedeflerinize veya hedef kitlenize ulaşamazsınız. Hem kısa hem de uzun vadeli hedefler eklemeyi unutmayın.

“Pazarlama Ve Satış Uyumu İçin Taktik Ve Stratejiler” adlı makalemiz için >>

  1. Size yardımcı olması için bir pazarlama veya halkla ilişkiler uzmanı işe almak

Bir pazarlama planı yazmaya veya uygulamaya koymaya nereden başlayacağınızı bile bilmiyorsanız, o zaman sizin için profesyonelleri işe almayı düşünebilirsiniz.

Evet, paraya mal olacak. Ancak uzun vadede, ne yaptıklarını bilen pazarlama sorumlusu birinin olması buna değer olabilir.

  1. Geri bildirim isteyin

Konuşma kariyerinize başladıktan sonra, izleyiciden geri bildirim isteyin. Geribildirim istemek, iki kat daha hızlı öğrenmenize ve geliştirmenize yardımcı olacaktır.

Konuşma sonrası dağıtmak için kendi değerlendirme formunuzu oluşturabilirsiniz. Umarım seyirci dürüst olur ve size yapıcı geribildirim verir.

  1. Sosyal medya kullanın

Bugünlerde sosyal medya üzerinden pazarlama, herhangi bir iş veya birey için bir zorunluluktur. Sözcüğü kendi kişisel hesaplarınızdan öğrenebilir ve profesyonelce kullanmak için hesaplar oluşturabilirsiniz. Facebook’ta hayran sayfaları var, kolayca oluşturabilir ve arkadaşlarınızı sizi takip etmeye davet edebilirsiniz.

  1. Bir web sitesi geliştirmek

Sosyal medyada olduğu gibi, her işletmenin bir web sitesine ihtiyacı var. Sadece bugün için değil, tüm hayatınız için geçerlidir bu seçenek. Kendiniz için ücretsiz olarak kendiniz bir tane yaratabilir veya bir profesyonel kiralayabilirsiniz.

Son söz

Motive edici bir konuşmacı olmak, çok çaba harcamaktadır ve bir gecede gerçekleşmez. Ancak, bir hayat kazanmak için ya da sadece birkaç ekstra para kazanmak için harika bir yoldur.

Ve bunun en önemli kısmı, mesajınızı duyması gereken birçok insana yardımcı olacağınız kısmıdır. Bir kelimeye damganızı vurmanın daha iyi bir yolu var mı?

Güneş gibi ol şefkatte, merhamette.

Gece gibi ol ayıpları örtmekte.

Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte.

Ölü gibi ol öfkede, asabiyette.

Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette.

YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN, YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL!!!

Mevlâna Celâleddin-i Rûmî’nin mısralarındaki öğüde bakar mısınız? Günümüz çağında o kadar çok var ki olduğundan farklı görünmeye çalışan insan. Dikkat ederseniz öyle insanlarda en büyük davranış bozukluğu kibirdir. Kibir; insanın günlük, iş, sosyal yaşamlarını ve toplumsal ilişkileri önemli ölçüde etkileyen bir sorundur.

Kibirli insanlar abartıcı ve kendisinden başkalarını küçük görme eğiliminde olurlar. Kendilerini kısıtlarlar. Özgür olamazlar. Kahkaha atmak isterler atamazlar, almak istediklerini alamaz, yapmak istediklerini yapamazlar. Unutkandırlar; nereden geldiklerini unuturlar. Yani kibir, düşüncede başlayıp, filizlenip sonra da insanın ruhunu sarmalayan zararlı bir ayrık otu gibidir.

Bunun tedavisi ise kişinin düşünce işlemine  sağlıklı bir işleyiş kazandırmasıyla mümkün olur. Bunun için kişi bulunduğu konuma nereden, nasıl geldiğini kendine hatırlatmalıdır. Kibrin en önemli ilacı kitap okumaktır. Ne demiş Mevlana: “Meyveyle dolu ağacın dalları salkım gibi yerde olur. Meyvesiz boş ağacın dalları ise selvi gibi göğe doğru salınır.” Yani meyvesiz insan, o havalı burnunu, dik başını yere doğru indirecek, yürüyüşündeki “küçük dağları ben yarattım” havasındaki adımlarını değiştirecek. Beynini taze, yeni, bol bilgi meyvesiyle dolu tutacaktır.

Kibirli bir adamın, olduğundan farklı görünme çabalarını anlatan bir hikaye:

Olduğundan başka türlü görünmek isteyen bir adam vardı. Bu adamın bir gün, neredendir bilinmez, eline bolca kuyruk yağı geçti. O günden sonra adam her sabah bıyığını onunla yağlamaya başladı. Sonra da varlıklı adamların meclislerine gidip, “Evde yağlı yemekler yedim” diye hava attı. Söylediğini kanıtlamak için de manalı manalı bıyığını burdu. Yani o kendini bilmez adam demek istiyordu ki: “İşte yağlı yemekler yediğimin kanıtı! Koklarsanız burnunuza yağın kokusu gelir.”

Oysa aynı anda adamın midesi şunu diyordu:

“O yağlı bıyığın yolunsun inşallah! Senin bu hava atmaların olmasaydı belki cömert biri bize acırdı. Olduğun gibi görünseydin, böyle eğri durmasaydın birileri derdimize çare olurdu.”

Anlayacağınız aç mide adamın yağlı bıyıklarına düşman oldu. Mide kendi dilinde, “Allah’ım şu adamın yalanını ortaya çıkar da onu utandır. Böylece cömert insanlar bize acısın.” Diye dua etti. Hikaye bu ya midenin duası kabul oldu. Kendini olduğundan farklı göstermeye çalışan adamın, bırakın yağlı yemekler yemeyi, bir dilim kuru ekmeğe muhtaç olduğu ortaya çıktı. Nasıl mı?

Bir kedi, açık penceresinden adamın evine dalıp doğruca mutfağa koştu. Bir kenarda duran kuyruk yağı dolu çuvalı kaptı. Evdekiler kedinin ardından koştularsa da yakalamaları mümkün olmadı. Kedi girdiği pencereden çıkıp kaçtı.

Oğlu, babası azarlayacak diye çok korktuğundan ağlaya ağlaya babasının bulunduğu topluluğun yanına geldi.

– Babacığım, ansızın bir kedi geldi. Senin her gün bıyıklarını ve dudaklarını yağladığın kuyruğu kaptı ve kaçtı! Kediyi kovaladık ama yakalayamadık, diyerek acı haberi verdi.

Tabi adam arkadaşlarının arasında utançtan yerin dibine girdi. Oradakiler olaya şaşıp güldüler. Fakat iyi yürekli kimselerdi ki adamı aşağılamadılar. Onu ve oğlunu evlerine davet edip onların karnını doyurdular.

Sonra ne mi oldu?

Adam kibri terk edip olduğu gibi görünmeye karar verdi.

Buradan da anlaşıldığı gibi kibir aynı zamanda gurur ve yalana da yol açar. Adam gururundan aç olduğunu söylemiyor. Kendisinin ve ailesinin aç kalmasına da neden oluyor. Aslında diğer insanların onu hor göreceğini, aşağılayacağını düşünüyor ve düşündüğü gibi de olmadı. Onunla alay etmek şöyle dursun, kendisinin ve çocuğunun karnını doyurdular. Hiçbir menfaatleri olmadan sıcak, samimi bir insaniyetle karşılık vermişlerdir.

Mevlana’nın öğüdünde olduğu gibi akarsu olmuşlar cömertlikte, toprak gibi olmuşlar tevazuda ve güneş gibi olmuşlar şefkatte ve merhamette…

“Köklerin Sağlam Olmalı” hikayesi için >>

‘- Çok güzelsiniz.

– Teşekkür ederim. O sizin gözlerinizin güzelliği.

Biri size böyle bir iltifat ettiğinde cevabımız genellikle bu olur: “O sizin gözlerinizin güzelliği.”

Gerçekten de böyle midir? Güzellik objede veya görülende mi yoksa gören gözlerde midir? Bu soruya Aşık Veysel’in bir sözüyle cevap vermek yerinde olacaktır. “Güzelliğin beş para etmez bu bendeki aşk olmazsa.” Aşık Veysel, seven insanın sevdiği insana olan bakışlarından söz etmiştir. Sadece sevdiğiniz insana değil, eşe dosta, akrabaya, olaylara ve durumlara olan bakışları da ele almak gerekir.

Bu durumda gözümüze ne tür bir gözlük taktığımız, durumlara veya olaylara hangi açıdan baktığımız önemlidir. Kötü diye nitelendirdiğiniz bir insanın kalbindeki iyilik kırıntılarını görebilmek, kötü bir olay karşısında alınması gereken dersin alınması, tecrübe edinmesidir asıl mesele. Bazı insanlar, dilenci ya da üstü başı yırtık bakımsız bir insan gördüğünde tiksinerek bakar.

Gelin kör bir dilencinin feryadını anlatan hikayeyi okuyalım:

Kör bir dilenci vardı.

Gün boyu şehrin sokaklarında gezer ve sürekli şöyle söylenirdi:

– Ey beni işiten insanlar. Benim bir değil iki körlüğüm var! Lütfen durumumu anlayın ve bana iki kere acıyın!

Günlerden bir gün kör dilenci yine böyle söylenip dururken oradan geçmekten olan bir adam dayanamayıp sordu:

– Biz senin gözlerinin körlüğünü görüyoruz. Peki diğer körlüğün nedir?

Sorunun cevabını merak eden çevredeki başka insanlar da yanlarına gelmişti.

Kör adam önce derin bir nefes aldı sonra da,

– Gerçekten fark etmiyor musunuz, diye sordu.

Kimse bir cevap vermedi. Bunun üzerine adam konuşmaya devam etti.

– Dostlar. Ben aynı zamanda çirkin sesli biriyim. Körlük yetmiyormuş gibi bir de bu ses çirkinliği… Sorarım size iki kat körlük değil de nedir bu?

Sorusuna cevap almayı umarken kendisine soru sorulan adam başta olmak üzere kimse, bir şey diyemedi.

Dilenci de bir süre sessizliğe büründü. Neden sonra konuşmasını şöyle sürdürdü:

– Çirkin sesim, kimsenin hoşuna gitmiyor. Bu yüzden bana acıyanlar azalıyor. Nereye gitsem, bu çirkin sesimle öfke, üzüntü ve kin kaynağı oluyorum. Ne olur bu iki körlüğüme siz de bir kez değil iki kez acıyın. Hiçbir yere sığmayan bu adam gönlünüzde yer açın. Beni hoş görün.

Kör adamın bu içten sözleri kulaktan kulağa yayıldı. Kısa süre sonra herkes tarafından duyuldu. Artık herkes ona daha farklı bakmaya başladı. Halk onun sesinin çirkinliğini fark etmez olmuştu.

Anlayacağınız dostlar, kör adamın gönül sesinin güzelliği onun sesini güzel göstermeye yetti.

Bir düşünsenize, gönül sesi de çirkin olsaydı, üç körlüğü birden olacaktı adamın.

Ne fena bir durum!

Okurken şunu düşünmüşsünüzdür: “Acaba körlük kimde? Dilenci adamda mı yoksa etrafındaki insanlarda mı? “ Etrafımızdaki insanların iç güzelliğini görebilsek, gönül sesinin güzelliğini fark edebilsek düşmanlıklar yaşanmazdı belki de. Dışlanan insan olmazdı yeryüzünde. Aristoteles (güzel) bir söz söylemiş: “ Ruhun güzelliği, bedenin güzelliği kadar kolaylıkla görülmez. İnsanların ruhunun güzelliğini görebilmek, ne büyük başarı…

“Bitkinin güzelliği tohumun iyiliğindendir, insanın güzelliğiyse kalbinden gelir.” – Mevlana

“Başarı yoluna boş bir heybe ile girersen, yolun dik, hedefin uzak oluşu seni bu yoldan alıkoyabilir. Ama yola çıkmadan önce ‘azmin kapısını çalıp heybene ‘inanmak’ kelimesini koyarsan, başarı yolunun ne kadar düz, hedefin ne kadar yakın olduğunu görürsün” – Mehmet Ali Güneş.

Hepimiz hayal kuruyoruz. Hepimizin yapmak istedikleri, hedefleri var. Kimi insan hayalleri için mücadele edip sonuna kadar savaşır ve hayallerine ulaşır. Kimi insan ise sadece ister, mücadele etmez, bir sorunla karşılaştığında ise vazgeçer. Unutmayın!! İnsanlar vazgeçtikleri için başarısız olur.

Oysa sorunlar hayatımızda hep vardır, olmaya da devam edecektir. Sorunları yolunuzdan kaldırmak sizi başarıya ulaştırma da kolaylık sağlayacaktır. Sorunların sizi etkilemesine, başarı yolunuzda engel olmasına izin vermeyin. Bir düşünün: Hayallerinize giden yolda hiçbir sorunla karşılaşmamak ütopik olmaz mıydı?

Çevrenize bir bakın bakalım! Oturduğu yerden, mücadele etmeden başarıya ulaşan olmuş mu? Başarılı insanların hikayelerini bir dinleyin bakalım hangisi inanç ve azmi olmadan bulundukları konuma gelebilmişler? Mehmet Ali Güneş’in de dediği gibi bir şeyleri başarmak istiyorsanız, o yola çıktığınızda azmin kapısından geçip heybene inanmayı koyacaksın.

Başaracağınıza inanmazsanız zaten işiniz zor. Bunun gerçekleşmesi için ancak bir mucize gerek diyerek hareket etmeme hatasına düşmeyin. O mucizeyi gerçekleştirmek için de inanç, istek ve azim şarttır. Belki de mucize aslında çok yakınınızda. Elinizi uzatsanız hemen ulaşacaksınız. Hareket edip ona uzanmadan, denemeden bilemezsiniz.

Sizinle inancın, azmin, kararlılığın, tutkunun başarı yolunda ne kadar büyük bir rolü olduğunu anlatan hikaye paylamak istiyoruz:

Sir Hillary, 1952 yılında da Everest’e çıkma girişiminde bulunmuş, fakat bu girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu girişiminden birkaç hafta sonra İngiltere’de bir okulun öğrencilerine konuşma yapmak için çağrılmıştı. Konuşmanın konusu, onun zirveye tırmanış girişimiydi.

Edmunda Hillary, bu girişiminde başarısız olduğunu kabul ettikten sonra bir süre durdu ve mikrofonu bırakıp, konuşma kürsüsünün yanında duran Everest’in büyük boy fotoğrafı önüne doğru yürüdü. Sonra da fotoğrafa dönüp, yumruğunu havaya kaldırarak, yüksek sesle koca zirveye meydan okudu: “Beni bu ilk denememde yendin ama, seninle davam bitmedi, ey Everest” diye haykırdı. “Bekle beni, sana yine geleceğim ve seni bu kez, ayaklarımın altına alacağım…”

Everest’e bu meydan okumasından sonra Hillary salondaki öğrencilere döndü ve onlara, bir yıl sonra ulaşacağı başarısının gizini o gün açıkladı. “Beni bu kez yendiği için Everest gözümde şimdi daha da büyüdü ama” dedi. “Benim bunu bildiğim gibi, o da şunu iyi bilmek zorundadır: Onu yenmediğim için, bendeki inanç ve azim de daha da büyüdü, daha da güçlendi…”

Bu konuşmadan bir yıl sonra Everest, Hillary’nin ayakları altındaydı… Siz de Hillary gibi meydan okuyun, seni yeneceğim, seni elde edeceğim deyin. Başaracağınıza inanın ve onun için mücadele edin. O zaman başarı gelecektir. Başarının önündeki engel ne anneniz ne babanız ne de herhangi çevresel faktörlerdir. En büyük engel sizin düşünce yapınızdır.

Başaracağınıza inanmazsanız zaten başaramazsınız. Henry Ford ne güzel söylemiş:

“Her şeyin size karşı olduğunu düşündüğünüz zaman, uçakların rüzgârla değil rüzgâra karşı uçtuğunu hatırlayın.”

Hepimizin etrafında yakından veyahut uzaktan  tanıdığı başarılı insanlar var.Onları uzaktan seyredenler olarak, çok şanslı olduğunu düşünmüyor değiliz hani.Bütün şartların onların başarılı olması  için bir araya geldiğini,çevrelerindeki herkesin onları desteklediğini sanıyoruz. Biz bunları düşünürken başarılı insanlar ise ne istediklerine odaklanmış ve bunun için gece gündüz çalışıyorlar. Diğer insanlara göre daha cesur olmaları da onları farklı kılıyor.

Bunun en güzel örneğini bir hikâyede şöyle görmekteyiz:

Günlerden bir gün kasabasının bilgesi,eline bir yumurta alır ,köyün meydanına herkesi toplar ve yarışma yapacağını toplananlara duyurur ve ekler:”Kim bu hırkanın içinde  ne olduğunu bilirse,onun içindeki yumurtayı ona vereceğim.”

İnsanlar birbiriyle bakıştılar,meraklandılar.Ama kimse bir tahminde bulunmak istemedi. Sonunda içlerinden biri çıkarak şöyle dedi:

-Bunu nereden bilebiliriz ?Sonuçta bize vahiy gelmiyor ki.

Bilge tekrar aynı soruyu sordu.

-Bakın ,bu hırkanın içindeki şeyin yumurta sarısı gibi göbeği var ve yumurta beyazı gibi şeffaf bir sıvıyla kaplı. Hepsi de kolayca kırılabilen bir kabukla çevrili. Hadi bilin bakalım bu hırkanın içinde ne var?

Çevresini saran herkes bilgenin elinde bir yumurta olduğunu biliyordu ama cevabın bu kadar basit olmayacağını düşünüp rezil olacağını düşünerek kimse cevap vermiyordu. Bilge iki kez aynı  soruyu tekrardan sordu. Yine cevap alamayınca kalabalığa karşı şu  sözleri söyledi:

“Aslında cevabı  hepiniz biliyoruz. Ama kimse bunu cesaret edip söyleyemedi. Bu haliniz riske girmeye cesareti olmayanların  haline benziyor. Gerçek çözümler basittir. Karmaşık olan insanlardır. ”

Aslında bu hikâye, insanların karmaşık düşünerek  basitlikteki gücü kaçırdıklarını göstermektedir. Hayatın bize sunduğu fırsatları da kendi işimizi de hep sorgular ve asla bu sorgulamadan hareket edemeyiz. Yapılması gereken basit şeyleri yapmaz hep bir şeylerin bu kadar kolay olamayacağını mutlaka zor olması gerektiğini  düşünürüz.

Yapmamız gereken küçük ama etkili olan adımları atmaktır. Atmadığımız her adim her zaman gözümde büyüyecek ve işimizi daha zor kılacaktır. Siz siz olun o basit kuralları yerine getirmekten bir an olsun korkmayın. Unutmayın ki her şey küçük bir adımla başlar ve o basit adımlarla büyür.

Kısa hikayeler bölümümüzde bu defa intihar eden kuşlar hikayesi ile alışkanlıklarımızı değerlendireceğiz. Alışkanlıklarımızı biz oluştursak da sonrasında alışkanlıklarımız hayatımızı yönetmeye başlar. Yaptığımız seçimler de alışkanlıklarımızdan kaynaklanır. Yani hayatımızın belli bir noktasında enine boyuna düşünüp yaptığımız, sonrasında düşünmeyi bırakıp yapmaya devam ettiğimiz seçimlerdir.

Alışkanlıklar kaderiniz değildir. Alışkanlıklarınızı değiştirebilir, yerlerine yenilerini koyabilirsiniz. Alışkanlıklarınız ortaya çıkarken beyniniz karar verme sürecine katılmayı reddeder. Yani alışkanlıklarınızla bilinçli olarak savaşmadığınız sürece eski davranışlarınız otomatikman tekrarlanır.

Kısa Hikayeler – Kararlı Öğrenci Hikayesi >>

Alışkanlıklar Ve İntihar Eden Kuşlar Hikayesi

Thomas Cook bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu’nun ıssız bir yerinde milyonlarca kuşun havada çığlıklarla, daireler çizerek uçtuğunu görür. Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgaları arasında kendilerini atarak intihar etmektedir.

Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır. Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bir noktada birleştiklerini keşfederler; ancak intihar etmelerinin nedenini bir türlü çözemezler.

Kısa Hikayeler – Sevgi Kutusu Hikayesi >>

Alışkanlıklar İnsanı Çürütür

Yıllar süren araştırmalar sonucunda, bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu, kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın bir deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar.

İnsanların yokluğunu bile fark etmedikleri ada, kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez bir durağıdır ve kim bilir belki de binlerce yıldır alışkanlıkla bilmektedirler adanın yerini. Binlerce kilometrelik yolculuktan sonra çığlık çığlığa aradıkları adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini okyanusun sularına bırakmaktadırlar.

Kıssadan Hisse

İntihar eden kuşlar hikayesi hikayesi için kıssadan hissemiz alışkanlıklarımız üzerinedir. Şuan yaptığımız her şey aslında yıllardır süregelen alışkanlıklarımızdır. Kendimize güvenli adalar bulmuşuz, belki batacak o adalar da. Kendimize yeni yollar bulmalıyız. Biraz risk almalı, hayatımızda hep B planı yapmalıyız. Kötü alışkanlıklarımız yerine iyi alışkanlıklarımızı koyarsak hayat bizim için daha güzel olacak.

“Düşünce kabiliyetini öldüren en büyük düşman, alışkanlıklardır.” – William Somerst Maugham

Kısa Hikayeler – Değerli Yüzük Hikayesi >>