Geçmişle bağlantı kurarak yaşanmakta olanı yorumlamak, yanıldığını bilmeden yanılmaktır.

Hep aynı tip insanlarla karşılaşıyor, durmadan benzer olaylar mı yaşıyorsunuz? Belki de bunu yaratan bizzat kendimizizdir? Neden böyle dedim? Bakalım bana hak verecek misiniz.

Başımızın Belası Tecrübeler

Durmadan geçmişle bağlantı kurma eğilimindeyiz. Aslında bunu oldukça basit bir sebepten yapıyoruz. Güvende olmak istiyoruz. Olaylar arasındaki benzerlikler, sonuçlar hakkında tahminde bulunmamıza yarıyor. Böylece tanıdık bir sette hissedebiliyoruz kendimizi. Bu da emniyette hissetmemizi sağlıyor. Ne var ki bu bir yanılsamadan ibaret.

Geçmişle bağlantı kurarak yaşanmakta olanı yorumlamak, yanıldığını bilmeden yanılmaktır. Yaşam her an tazelenen anlarla örülür durur. Şaşırılacak kadar sık, an be an yapar bunu. Yüklediğimiz anlamlar, yaşadığımız anın özgünlüğünü gölgeler. Anlam yüklemeler bu yüzden masum değildir.

Peki sürekli yenilenen bir sahnede durmadan benzer şeyler yaşamamız nasıl mümkün oluyor sizce? İşte benim için esas aydınlanma bu noktada başlıyor.

Hergün Gülümsemek İçin 10 Neden >>

Yeni deneyimleri bayatlatıyoruz

Tecrübelerin iziyle yeni deneyimleri bayatlatıyoruz.

Tecrübelerin iziyle yeni deneyimleri bayatlatıyoruz. Ne demek bu? Tecrübeleri zihnimize kazıyoruz. Onları ezberliyoruz ve yaşanan anı bir öncekine benzesin diye adeta yontuyoruz. Benzeri olsun diye elimizden, dilimizden, bakışımızdan yardım alıyoruz. Sonra durup, en çok da her şeyin aynı oluşundan şikayet ediyoruz.

Evrende sürekli bir oluşum, devinim vardır. İnsanda evrene dahildir ve sürekli oluşması, dönüşmesi doğal olandır. Ama bizler kendi dönüşümümüzün önüne “tecrübe” adındaki engeli koymaktan vazgeçmiyoruz.

Aynı kalmak için, aynının içinde soluk alıp vermek için diretiyoruz. Başarıyoruz da. Çünkü insanda var etme gücü mevcuttur. İnsan evrende var olan yaratım sürecinin bir benzerini taşır. Bu gücü, onu yaratandan alır. Yaratan külliyatı yaratır, insan ise kendi cüzziyetini. Kendimizi; tecrübe çatısının altına sığınarak, yalnızca oraya ait olanı yaşamaya mahkum edecek gücü maalesef taşıyoruz.

Zor Zamanlarda Dayanıklılığınızı Nasıl Geliştirirsiniz? >>

Neden gözlemci olmayı değil ezberci olmayı seçiyoruz?

Hayatımızı zorlaştıranın kendimiz olduğunu görebiliyor muyuz? Nasıl çıkacağız bu kısır döngüden? Benim aklıma ilk gelen; ezberlediklerimizden özgürleşmek oluyor. Ezberimizdeki anların zihnimizdeki ağırlığından kurtulmak ve basit olana yönelmek; gözlemlemeye. Yalnızca gözlem yapmaya. Her ana kendine has olma şansını tanımaya.

Bildiğini düşünmekten vazgeçişlere ihtiyacımız var bizim. Zira bilmeyiz, bilemeyiz. Ne insanların nasıl davranacağını, ne olayların nereye varacağını bilmemiz imkansız. Kendimizi bile tanıdığımızı söyleyemezken; bir insan hakkında kesin yargılara sahip olmak haddi aşmak değil de nedir? Her birimiz her şey olma potansiyeliyle yaşıyorken, ne olacağını kestireceğine inanmak neyin gafletidir?

İnsan bilemez. Yalnızca varsayar. Ve varsayımlarını gerçeğe dönüştürmek konusunda da inanılmaz gücünü kullanır. Sonra da haklı çıktığını düşünür. Yine yanılmadım der. Durup kendimize şunu söyleyebiliriz “Sen bilmedin, bilemezsin. Sen, kendi gerçeğini yarattın.” Aklıma şu iki soru geliyor;

Gerçek bilginin; hiçbir şey bilmediğini bilmek olduğunu fark edecek cesaretimiz var mı?

Kendi ayağımıza çelme takmayı bırakmanın zamanı ne zaman gelir?

Beyaz Renk Anlamı Ve Psikolojik Etkileri >>